Türkiye Toplumu: Bir Soru İşareti
9 Kasım 2015 Pazartesi
AKP’nin 1 Kasım’da arkasına almayı başardığı seçmen desteği sonrasında, “nötr” varsayılan alanı daraltma çabasından vazgeçeceğine ilişkin iyimser olmak için elimizde bir neden yok. 1 Kasım öncesinde başkanlık sistemine geçişi öncelikli projeler listesinden çıkaran AKP, seçim zaferinden sonra söze yerli ve milli bir anayasa yapma çağrısıyla başladı. “Yerli” ve “milli” sıfatlarına vurgu, akla bir kez daha Türk tipi başkanlık perspektifini getiriyor.
İdeoloji ve Terör: Hannah Arendt’i Yeniden Okumak
4 Kasım 2015 Çarşamba
“Radikal kötülük” yani tasavvur edemeyeceğimiz, karşılaştığımızda, duyduğumuzda veya maruz kaldığımızda ne diyeceğimizi ve yapacağımızı bilmediğimiz kötülük, tarihin belli dönemlerinde denemeleri olmuşsa da, esas olarak modernitede gerçekleşme imkânına kavuşmuştur.
1 Kasım 2015 Seçimleri ve HDP: Kayıplar, Kazançlar ve Sonuçlar
2 Kasım 2015 Pazartesi
Uzun ve gerilimli bir dönemden sonra 1 Kasım 2015 genel seçimlerini geride bıraktık. Bu seçimin sürprizi hiç kuşkusuz AK Parti’nin başarısı. Tüm veriler koalisyonu gösterirken, AK Parti büyük bir başarıyla %49,48 oranında oy aldı ve tek başına hükümet kurmayı sağlayan milletvekili sayısına ulaştı.
Vegan Siyaseti Genişletmek: Çelişkiler ve Veganizm Üzerine
31 Ekim 2015 Cumartesi
Örneğin, vegan feministlerden ziyade, kurban kesmeyi reddeden müminlere, çocuğuna et yedirmeyen annelere, okulda sucuklu tost sattırmayan milliyetçi okul müdürlerine, devletin çocuklara okullarda zorla süt içirmesine karşı çıkan sağcı muktedirlere, deri ayakkabı giymeyen burjuvalara ihtiyacımız, en azından pragmatist aciliyet zemininde, çok daha fazla.
'Barışı Iskalamak'
29 Ekim 2015 Perşembe
Kendi şahsi hikâyesi (halden anlayıcılığı) ve samimi ihtiyaçlarından hareketle, Kürt Siyasi Hareketi, Halkların Demokratik Partisi’nin yaktığı ışık ve ‘Türkiyelileşme’ açılımı ile söz konusu sorunsallaştırmaya çağırıyor bizi: 12 Eylül (faşist) Anayasası ile taçlandırılmış, ‘Türk-İslam’ temelli hakim devlet anlayışının tasfiyesine, farklılıkların eşitliği temelinde yeni bir anayasa, yeni bir ‘toplumsal sözleşme’ oluşturmaya, velhasıl, ‘Demokratik Cumhuriyet’ kuruculuğuna.
Macaristan Hükümetinin Mültecilere Karşı Yürüttüğü Savaş*
26 Ekim 2015 Pazartesi
Son iki hafta boyunca, gün başına iki binden fazla mülteci Sırbistan-Macaristan sınırını geçmeye çalıştı ve 26 Ağustos’ta, Macar yetkililer tarafından durdurulan mülteci sayısı 3.241 idi. Hükümet, sığınmacılara karşı kısıtlayıcı ve kanun-nizam düşkünü bir tavır takınmış durumda.
Kürtler Vadisi
23 Ekim 2015 Cuma
Tıpkı henüz akli melekelerini tam kazanamamış bir çocuğun masumiyeti gibi, günah olmuyor Polat’ın yaptıkları. Üst akla kendini bırakmış, sorma dediklerini sormamış, kurcalama dediklerini kurcalamamış Polat, “günahsız Polat” oluyor. Zamanı gelince “gerçek”i öğrenecek Polat ve ancak o zaman çalışmaya başlayacak günahmetre…
Tiran Tiranlaştırır
21 Ekim 2015 Çarşamba
Milliyetçi-muhafazakârın ideali toplumsal bütünlük değil miydi? Peki, katliam karşısında kılı dahi kıpırdamayan, bilakis kurbanları suçlayan da o değil mi? O zaman bu nasıl oluyor? Milliyetçi-muhafazakârın, toplumsal bütünlük idealine sarıldıkça boşa çıkarması nasıl gerçekleşiyor? Bu aslına bakarsanız, Hegelci bir hakikate de işaret ediyor: Organik topluluğu keşfettiğiniz anda, o topluluk o şekilde yok demektir.
Yas, Zulüm ve İyi
19 Ekim 2015 Pazartesi
Kaybettiklerimiz geride yalnızca dayanması güç bir acıyı değil, aynı zamanda yanıt vermesi güç bir soruyu da bıraktılar: Kötünün ayartmalarına kapılmadan yas tutmayı becerebilecek miyiz? Aynı soruyu başka türlü de sorabiliriz elbette: İyinin gücüyle yas tutmayı becerebilecek miyiz?
Askeri Darbe, Sivil Faşizm
17 Ekim 2015 Cumartesi
Asker yönetime el koyduğu takdirde bugünkü iktidardan farklı bir ekonomik veya sosyal projeye sahip olmayabilir, çünkü dediğimiz gibi kendine özgü bir sınıfsal çıkar sistemine sahip değildir; ama kendince “kardeş kanı” dökülmesine daha fazla tahammül edemeyip, düzen ve istikrar adına devreye girmek isteyebilir ve bunu sağlamada başarılı olabilir. Öyle bir durumda, kurumsal olarak askere karşı koyabilecek bir güç odağı olmayacaktır.
Asla Öldüremeyecekleri Şey Örgütlenmeye Devam Edecek
13 Ekim 2015 Salı
İnsan müthiş bir varlık hasılı. Bu da bizim küçük tesellimiz olsun: Asla öldüremeyecekleri, ortadan kaldıramayacakları şey direnmeye, örgütlenmeye, büyümeye devam edecek. Bütün insanlığın kökünü saptayacağımız yerdir burası. Bu esnada sefil bir güç, iktidar ve zenginlik kavgası yürüten kara vicdanlı zalimlerin adı bile okunmayacaktır.
Ankara Confidential: Terör Devletin Aleni Sırrıdır!
12 Ekim 2015 Pazartesi
Cumhurbaşkanı açıklama yapıyor; hepimizi “terörün yanında değil karşısında olmaya” çağırıyor. HDP’ye sataşıyor kendince; “terör eylemleri karşısında çifte standartla hareket edenler var” diyor, “teröre en büyük desteği onlar veriyor” diyor. Birkaç saate kalmadan onun ana sınıfı uzantısı başbakan da aynı kelamı ediyor; “terör terördür, ‘amasız-fakatsız’ karşı olunması gerekir, Demirtaş çifte standartla hareket ediyor”.
Unutmayın, Affetmeyin, Delirin!
11 Ekim 2015 Pazar
Sizlere bir ruh sağlığı uzmanı olarak, görüntüleri izlemeyin, izlettirmeyin demeyeceğim. Sizlere bu anın, bu dehşetin görüntülerini izlettirmek insanları travmatize eder, güvensiz hissettirir, katliamı yapanlara hizmet eder de demeyeceğim. İsrail’den, ABD’den, AB’nin ‘gelişmiş’ ülkelerinden meslektaşlarımın ‘büyük katliamlar sonrası toplum ruh sağlığını korumak’ için yazdıkları, yayınladıkları ilkelerin, kuralların hiç birisinden söz etmeyeceğim.
“Oluk oluk kan akacak”!
11 Ekim 2015 Pazar
Ankara’da bu sabah patlatılan bombaların katlettiği yurttaşlarımızın, arkadaşlarımızın yerde yatan cesetlerinin üzeri HDP bayraklarıyla örtülü. Üzerlerinde “İnadına barış, inadına HDP”, “Barış, hemen şimdi” yazıyor... Tek başına iktidar olmazsa, ülkeyi kaosla tehdit eden nefret yüklü hırçın ses...
Şarkiyatçılığı İstismar Etmek
20 Ekim 2015 Salı
'Şarkiyatçılık' terimini Edward Said icat etmedi ama meşhur kitabının 1978'de yayınlanmasıyla teorik gündeme bir molotof kokteyli gibi düşürdü. Gelgelelim eleştirel bir araç olarak teorik dolaşıma giren bu terimin, özellikle Türkiye'de, başından itibaren, yazarının eleştirel niyetlerinin hilafına kullanılıp kültürelcilik, medeniyetçilik ve sağcılığın cephaneliğine taşındığı da bir vakadır.
Adım Adım İç Savaşa
7 Ekim 2015 Çarşamba
Hafta sonundan beri Türkiye'deki radikalleşmeyi ve kutuplaşmayı had safhaya taşıma niyeti besbelli çok acayip şeyler oluyor. Komplo teorileriyle hiç işim olmaz, meseleyi anlamaya çalışıyorum. Akıl akıldan üstündür, birlikte düşünelim. Bölgede ilçe ilçe yürütülen operasyonlar...
Şu Halının Altına Süpürdüğümüzü Sandığımız Ulusalcılık
5 Ekim 2015 Pazartesi
Hatırlıyorum, küçükken, babaannem temizlik sırasında halıların altından, koltukların arkasından çıkan toz ve saç kümelerine pavçına derdi. Çok sonraları, artık hiç kimseden duyamayacağım bu ve bunun benzeri kelimelerin kökenini araştırmak için yola çıktığımda, internet üzerinden yazıştığım eski İstanbullu bir Rum, pavçınanın antik İzmir ya da Pontus Rumcasına Latinceden geçtiğini söylemişti. Etimolojik olarak doğru mu bilemiyorum.
Çılgınlık Yapalım, Bu Okulları Yıkalım!
3 Ekim 2015 Cumartesi
Çok hoyrat bir çağa asılı kaldık yırtık pırtık insanlığımızdan. Hüznü ve öfkesi 140 karaktere sıkışmışlarız hepimiz. Ne halt edeceğiz? Coğrafyamızın göğsüne saplı duran bıçağı n'apacağız? Bu bitimsiz savaş ve destekçileriyle nasıl baş edeceğiz?
Elli Yıl Sonra Gelen Barış: Kolombiya Örneği
29 Eylül 2015 Salı
Geçtiğimiz çarşamba (23 Eylül) günü Kolombiya devlet başkanı Juan Manuel Santos, Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri – Halk Ordusu (İspanyolca kısaltması FARC-EP) silahlı örgütünün liderleriyle Küba’nın başkenti Havana’da buluştu.
Avrupanın Mülteci Krizine Bakışı: Bir Akademik Tartışma Örneği
28 Eylül 2015 Pazartesi
Avrupalı meslektaşlarımızın mültecilere daha iyi muamele edilmesi için kendi hükümetleri üzerinde baskı kurma girişimlerini destekliyoruz. Ama bu girişimi daha geniş bir zemine oturtmadan salt akademi adına yapmak mülteci krizi ile ilgili Batı’daki yanlış anlaşılmaların devamına neden olabilir
Jeremy Corbyn'in Başarısı ve Demokrasi Sınavı
28 Eylül 2015 Pazartesi
Jeremy Corbyn’nin başkanlık yarışına katılabilmesi için gerekli 35 parlamenter ancak son dakikada bulunabilmişti. Seçimlerden hemen sonra 8 Mayıs'ta kampanya başlamıştı.
Mülteci Kriziyle Yüzleşen Avrupa Ortadoğululaşıyor mu?
24 Eylül 2015 Perşembe

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri Antonio Guterres Euronews’te yer alan bir mülakatında; “yaşanan göçmen krizinin Avrupa’yı felakete sürükleyebileceğini” iddia etti. Bu noktada, yaşanan bu krizin felaketle sonuçlanmasını önlemenin entegrasyon politikalarında kazanılacak başarıyla doğru orantılı olduğu iddia edilebilir. Ancak bu durum bugüne kadar Avrupa’nın tam anlamıyla başarabildiği bir husus olmadı. Belki de problemin esası yapısal birtakım engellerde aranabilir. Bir yanda yabancıları görmek istemeyen, onlara daha fazla tahammül edemeyen zenofobik ve aşırı sağ gruplar, öte yandan yıllardır Avrupa ülkelerinde yaşayıp entegrasyona inatla direnen, kendisinin değil, Avrupa’nın kendilerine uyarlanmasını bekleyen bazı göçmen grupları. Toplumsal ayrışmanın cisimleşmiş halini ifade eden bu durumun Avro bölgesinde derinleşecek ekonomik krizle birlikte AB yurttaşları ile yabacılar arasında bu kez toplumsal kutuplaşma yönünde evrilmesi pekala bir ihtimal olarak sayılabilir. Göç teorilerinde geçen temel önermelerden birisidir; "göç hareketlerinde insanlarla birlikte kültürler de taşınır". Kültür kelimesini her tür alışkanlık, gelenek, inanç, kimlik, ideolojilerle doldurmak mümkün. Avrupa'ya iltica eden bu insanlar kalplerinde anlatılmayı bekleyen sayısız acıyla birlikte Avrupa'da huzuru bulacaklarına ilişkin biraz da ütopik sayılabilecek bir umutla gidiyorlar. Geçen süreyle birlikte bunun hayal kırıklığıyla sonuçlanması muhtemel bir durumdur.

Dini Dogmadan Biyomedikal Dogmaya Modern Batı Tıbbı
22 Eylül 2015 Salı

En genel tanımıyla tıplaştırma, çoğunlukla sosyal içerikli problemleri veya insanın yaşam döngüsüne ait doğal süreçleri (gebelik, doğum, menopoz, yaşlılık gibi) tıbbi sorunlar olarak değerlendirip bunları tıbbi müdahale gerektiren durumlar olarak tanımlamaktır.[4] Yaşamın tıplaştırılması, tüm bu sosyal ve doğal olaylar üzerinde medikal otoriteyi güçlendirir. Bu otorite ve yargı yetkisi, tek başına doktora veya hastaneye ait değildir; otorite ilaç şirketleri, devlet bürokrasisi, araştırma görevlileri gibi değişik aktörlerle paylaşılır. Bu anlamda karşımızda ciddi bir şekilde örgütlenmiş bir tıp oligarşisi söz konusudur. Sağlıkta mesleki tekelciliğin ve bilimciliğin eleştirisini yapan Ivan Illich, yaşamın tıplaştırılması sürecinde hastanelere, ilaç tedavisine ve uzmanlaşmış bir sağlık ekibine dayanan profesyonel sağlık sistemlerini 3 nedenden dolayı hasta edici bulur: Klinik zararları verdiği yarardan fazla olduğu, toplumu sağlıksız kılan koşullarla savaşmak yerine bunların üzerini örttüğü ve kişinin kendi kendini iyileştirme ve çevresini biçimlendirme gücünü elinden aldığı için. Hasta olup yardıma ve ilgiye ihtiyacı olan insanın en çok ihtiyaç duyacağı şey “güvenilir” bir otoritenin kendisine yol göstermesidir. Bu anlamda modern okul tıbbı, yarattığı kontrol sistemiyle insanların güvenlik ihtiyacına cevap vermektedir. Sağlık, siyasetin en saldırgan ve bedenimize direkt etkileri olan bir alan olmasına rağmen Türkiye’de sağlık siyaseti en az konuşulan, üzerine en az kafa yorulan alanlardan. 

Kurban: Kan, Can ve Deri Üzerinden Sürdürülen Bir "Gelenek": "Rüya"nın Sonu, Ekonominin Gerçekliği
21 Eylül 2015 Pazartesi

Kurban meselesi hayvan hakları savunucuları için zorlu bir konu –hangisi değil ki–; burada din/inanç alanına giriyorsunuz ki, hani her türden muhafazakârın bir dokunulmazlık kalkanı gibi sıkça önünüze sürdüğü “yüzde 99’u Müslüman ülke” deyimini kurban meselesinde bütün gerçekliği ile karşınızda görebiliyorsunuz. Kurban, insanlık tarihi kadar eski bir gelenek, birçok din ve inançta var. Toplumsal hayatın bir parçası olmuş, sahip olduğu birçok mananın yanında bir toplumsal dayanışma işlevini de yerine getirmiş. İnsanın da kurban edildiği bir geçmiş var, kaybolan birçok kültür ile birlikte çok yerde unutulup gitmiş. İslâm dininde ise kurban geleneği güçlü bir biçimde sürüyor. Ancak fıkıhta tartışmalı bir konu olagelmiş, farz, diyenler var, sünnet diyenler var. Mezheplerin de bu konudaki yaklaşımları farklı. Kurban kesmeyen sahabelerin olduğunu, Hz. Ömer ve Ebubekir'in kurban kesmediklerini rivayet edenler var. Türkiye'deki duruma gelince konu biraz daha farklılık arzediyor. Cumhuriyet rejimi dini kontrol altına almaya çalıştığı “laiklik” sürecinde, ibadetlere müdahalelerde bulunurken, kurban ile pek derdi olmamış. Bunda kurban derilerinin “istikbal” olarak görülen Tayyare Cemiyeti (sonraları Türk Hava Kurumu) için bir gelir kaynağı oluşturması mı etkili olmuştur, yoksa kurbanın sadece dine özgü olmayıp, resmî tarihin kendine yaratmaya çalıştığı “geçmiş” içinde yer alıyor olması mı bilinmez