Siyasal Narsisizm ve Yaşlı Siyaset: O Koltuğu Bırakmanın Zorluğu
22 Haziran 2025 Pazar
“Ben değil, milletim istiyor”, “Bize gösterilen teveccüh çok başka”, “Görevden kaçamazdım, halkın çağrısına kayıtsız kalamam” gibi ifadeler, liderin bir “biz” anlatısı kurmasına hizmet eder. Buna şu yüzden ihtiyaç var: “Ben” anlatısı lider için fazlasıyla çıplak kalır; “biz” diyen lider aslında “biz benim” der. Seçmenin ilgisini kendi kişiliğine yönlendiren ama bunu “milletin teveccühü” gibi sunan siyasetçi, narsistik eğilimlerini kolektif onayla pekiştirmiş olur. Siyasetçilere toplumuzda her zaman bir meraklı ilgi ve saygılı bir yaklaşım olur. Birçok siyasetçi, gittiği yerlerde gördüğü ilgiyi kişisel bir teveccüh olarak algılar ve bunu şöyle dile getirir.
Avi Shlaim ile söyleşi: “Netanyahu, ABD’yi İran'la savaşa çekmek istiyor”
20 Haziran 2025 Cuma
Unutmamak gerekir ki Hamas, salt bir terör örgütü değildir. Parlamenter yoldan iktidara gelen bir siyasi partidir. Ocak 2006’da, özgür ve adil geçen bir seçimde mutlak çoğunluğu kazandı; ama İsrail ve Batılı müttefikleri bu hükümeti tanımayı reddetti. Hamas diplomatik bir yol izlemeye çalıştı, ama bu yol ona kapatıldı. FKÖ (Filistin Kurtuluş Örgütü), İsrail’le Oslo Anlaşmaları’nı imzaladı; tarihsel Filistin’in beşte dördü –yani %78’i– üzerindeki hak iddiasından vazgeçti, karşılığında tarihsel Filistin’in %22’sinde bir Filistin devleti kurulmasını kabul etti. Ama bu da İsrail için yeterli olmadı. Yerleşim yerlerini genişletmeye devam etti.
Netanyahu Durdurulmalı
15 Haziran 2025 Pazar
Netanyahu, içerideki bölünmelerle başa çıkabilmek için dış düşmanlara ihtiyaç duyuyor. İran’a yönelik bu saldırganlığı başlatmasından sadece bir gün önce, koalisyonu parlamentonun feshedilmesine dair bir oylamayı kıl payı atlattı. (Oylamanın temelinde, ultra-Ortodoks erkeklerin zorunlu askerlik hizmeti meselesi vardı.) Artık İran’la savaş gerçek bir ihtimal haline geldiği için, Netanyahu’nun kırılgan koalisyonuyla ilgili tartışmalar geri plana itilecek. Yıllar boyunca bir Filistin devletinin kurulmasını engellemek için Hamas’ı destekleyen aynı Netanyahu’dan bahsediyoruz. Mart ayında Gazze’deki ateşkesi bozan da aynı Netanyahu. Son dönemde Gazze’deki ateşkes görüşmeleri sırasında, Hamas’ın yönetimden çekilmesine bile razı olmadığı bildirilen –çünkü varlığını dış düşman üretmeye ve onları diri tutmaya borçlu olan– aynı Netanyahu.
Bir Diaspora Uzamı Olarak Memleket ya da “Bu Atlı Karıncanın Bayım, Jim Crow Kısmı Nerede?”
13 Haziran 2025 Cuma
İstanbul Ansiklopedisi’nin Nesrin’ine dönelim yine. Onun veda etmeye hazırlandığı yer de yaşama umudu ve enerjisini tüketen, mutsuz eden, güven ve huzur vermeyen bir memleket algısıyla ilgili olduğu kadar, verili “vatan” kavrayışına daha yakın. Birinin gelirken diğerinin gittiği, bedel ödemeksizin kabul damgası taşınmasına izin verilmediği, birinin bırakmak üzere olduğu boşluğa diğerinin bin bir heves, beklenti ve heyecanla dolmaya çalıştığı, şair Sükrü Erbaş’ın “Biz bir kentten gideriz kent boşalır, bir evden koparız ev küçüldükçe küçülür, bir insandan ayrılırız dünyanın en büyük yabancısıdır” dediği anlamda, sanki var olmadığımız zamanların oyuğunda beliren bir dünyada, bir kopuş ve yeniden bağlanış biçimi hayata.
Unufak: “Öteki”lik ile Baş Etme Yolları
8 Haziran 2025 Pazar
Koptaş için sadece ötekinin perspektifinden bakmak yeterli değildir. Öteki kavramının dilimize tekil olarak yerleşmesinden dolayı olsa gerek öteki olmayı yekpare bir bütün olarak düşünüyoruz. Koptaş o yekpare bütünü bu romanda parçalar, içinden çıkarttığı birbirinden farklı tekil ve öznel ötekilikleri konuşturur. Başka bir ifadeyle, bir oğlan çocuğunun, yeni evlenmiş bir kadının ya da bir ihtiyarın ötekiliği nasıl deneyimlediğine tanık oluruz romanı okurken.
Hiçlik:  Benliğin ve Toplumun Boş Merkezine Dair Bir Düşünce Denemesi
5 Haziran 2025 Perşembe
Günümüzün dijital düzeni ise hiçliğe değil, doluluğa dayanır. Boşluk, sistem açısından verimsizdir; durmak, beklemek, tefekkür etmek algoritmaların ve veri akışlarının sürekliliğini tehdit eder. Byung-Chul Han’ın Şeffaflık Toplumu'nda işaret ettiği gibi, günümüz bireyi artık bir “performans makinesi”ne indirgenmiştir. Her şey görünür olmalı, anlatılmalı, sınıflandırılmalı ve tüketilmelidir. Oysa hiçlik, bu zorunlu görünürlük ekonomisine karşı bir direniş biçimi sunar. Bilinçli bir kayboluş değil, anlamın kendini geri çektiği bir varoluş halidir.
Bağlamanın “Dervişi”ne Veda
4 Haziran 2025 Çarşamba
Halk müziğine ve Alevi toplumuna bütün bu hizmetlerinin yanında Yavuz Hoca, bağlamanın felsefesini hayatına yerleştirmiş bir insandı. İki kızından büyüğünün ismi Ezgi, küçüğünün ise Deyiş’ti. Yaşantısı bir derviş bilgeliği, sadeliği ve olgunluğundaydı. Bu yüzdendir ki yazdığı şiirlerde “Dervişi” mahlasını kullandı. Kendini bildi bileli gerçeği ve gayesi olan bağlamasıyla yaptıklarından tatminkârdı, daha fazlasını hiç istemedi. Bu nedenle son dönemlerde artık konser vermiyor, programlara çıkmıyor, çok kullandığı kinayelerle Musa Hoca’ya “Musa da bu gidişle sahnede ölecek,” diyordu.
Eksik Olanın Duyulur Hali: Nurdan Gürbilek’te Sessizlikle Düşünmek
3 Haziran 2025 Salı
Gürbilek’in denemeciliği, Türkçede düşünmenin imkânlarını sınayan, sessizlikle söz arasındaki çatlağı bir düşünce mekânına dönüştüren özgül bir yazı rejimi kurar. Anlamı sabitlenmiş bir içerik ya da iletilmek istenen bir mesaj değil, sürekli ertelenen, belirsizliğin dokusunda yankılanan bir oluş halidir. Her metin, kendi sarmal hareketi içinde hem sezgiyle temas eder hem de analitik bir çözümleme üslubu kurar; çünkü düşünce, Gürbilek’in evreninde tamamlanmış bir bütünlüğe değil, kırılmış bir özneye, bölünmüş bir zamana, iç içe geçmiş bir kayıp topografyasına yaslanır.
Dünya Tütünsüz Günü’nde DSÖ ve Türkiye
29 Mayıs 2025 Perşembe
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 1998 yılından itibaren, 31 Mayıs tarihini, tütün ürünlerinin kullanımının getirdiği zararlara dikkat çekmek amacıyla “Dünya Tütünsüz Günü” olarak anmakta. Örgüt, bu yıl belirlediği tema ile, adölesanlar başta olmak üzere hedef grupları çeşitli cazibelerle bağımlı yapmak isteyen tütün şirketlerinin maskesini düşürmeyi amaçlamaktadır. Tütün şirketlerinin kazanç eksenli stratejileri arasında lezzet artırıcılar, çekici ambalajlar ve dijital medya aracılığıyla yapılan hedefli pazarlamaların yer aldığı uzun zamandır biliniyor. Öte yandan bugün itibarıyla gençler arasında e-sigara kullanımı, dijital dünyanın cazibesi de kullanılarak, kimi ülkelerde sigara içme oranlarını iki katına çıkarmış durumda. DSÖ, gün vesilesiyle, bu taktikleri açığa çıkararak, lezzet yasakları ve tanıtım kısıtlamaları gibi daha güçlü politikaların uygulanmasını savunuyor.
Rejimin Otoriter Pazarlıkları ve Kürt Meselesi
28 Mayıs 2025 Çarşamba
Ekim 2024’te iktidar koalisyonunun Kürt meselesinde başlattığı yeni sürece bakıldığında, bu sürecin iktidarın kurgulamaya çalıştığı yeni bir otoriter pazarlık olup olmadığı sorusu karşımıza çıkar. Bu soru meşru bir sorudur; çünkü Cumhurbaşkanı'nın ilerleyen dönemlerde de -hatta olabilirse mevcut iktidar ortağından kurtularak- iktidarda kalmak istediği bir sır değildir. Yeni pazarlığın otoriter mi yoksa demokratik mi olacağı sorusuna iktidar yönünden bakıldığında yanıtı bellidir. Hatta çeşitli yöntemlerle bu pazarlığa demokratik bir görünüm vermeyi öncekilerde olduğu gibi başarabilir ki, sürecin parlamentoya taşınması gibi söylemler bu yönde çabalardır.
Tutunamayan Gençlik
27 Mayıs 2025 Salı
Saraçhane eylemleri sonrası gençler, yine bir kez daha muhalefetin umudu haline geldi. Özellikle üniversite öğrenci hareketlerinin canlanması geniş bir heyecan dalgası yarattı. Öğrencilerin polis barikatını aşma girişimi ile sembolleşen cesaret momentleri, CHP’li liderlerin eylemlerin ivmesini kesme ve nabzını düşürme hamlelerine verdikleri tepkiler ve gösterdikleri irade, tutuklamalardaki duruşları hayranlık uyandırdı. Bu hayranlık zihinlerde daha çok hor görülen ve küçümsenen Z kuşağına dair var olan mitleri ve önyargıları sarstı. Bu kuşaktan ümidi kesenlerin aksine, cesaretin bedeli olduğu bu dönemdeki bu hareketlenme “ne varsa gençlikte var, taş gibi bir nesil geliyor” duygusunu yükseltti.  Söz konusu gençlik hareketleri ayrı bir ilgiyi hak ediyor. Ancak ben bu yazıda onlardan ziyade, gençler arasında daha az göze çarpanları ve ilgi görenleri de tartışmak üzere, gençler üzerine dönemsel olarak yükselen varsayımları, içinde olduğum farklı gençlik araştırmaları verilerine dayanarak yorumlamaya çalışacağım.
Yargıç Freisler ve Münihli Alexander: Karanlık Zamanlardan İki Portre
25 Mayıs 2025 Pazar
Faşizm, hukuk devletinin en temel ilkelerinin dahi ortadan kaldırılmasıyla, yargının bütünüyle iktidarın kontrolünde bir baskı ve haksız cezalandırma aygıtına dönüştürülmesiyle ve süresiz bir istisna halinin icra edilen bir rejimdi. Devletin baskı ve zor aygıtlarının etkin bir şekilde kullanıldığı bu rejimde, kolluk kuvvetleri ve yargı, rejim karşıtı sesleri bastırmak için aktif olarak kullanılıyordu. Devlet bürokrasiyle ile iktidardaki partinin (Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi) iç içe geçtiği bu rejimde, gizli polis teşkilatı olan Gestapo (Geheimes Staatspolizeiamt) gündelik hayatın her alanında rejim karşıtlarını tespit edip tutuklamaktaydı.
Bir Ömür Tetikte: Franco
21 Mayıs 2025 Çarşamba
Komünistlerin ülke içindeki nüfus arasında, sürekliliği sağlanmış bir ittifak veya örgütlenme faaliyetinin yokluğu, Franco’nun ölümünden sonra dönüp kaldıkları yerden mücadeleyi sürdürüp haklı kazanma beklentilerini boşa çıkardı. Arzuladıkları şartlarda örgütlenmeleri halinde de kayda değer başarı elde etmeleri zordu. “Geç Frankizm” yıllarında sahada görünmüşlerdi. Onlara kızan, ayrılan, eleştiren, aksiyoner dar eylem gruplarının eylemleri sonuç vermediği gibi “radikal” soldan beklentileri kırdı. Dünyanın hemen her yerindeki KP’lerin bu gibi tavırlarıyla onlara öfkelenen sol grupların silahlı eylemciliğinin doğuşundaki benzerlik, başlı başına ele alınmayı hak ediyor. Franco sonrası fetişleştirilen “Uzlaşma” uyarınca af yasası geçmişi konuşulmaz kılarken diktatörlük dönemi suçluları yargı denetiminden kurtarıldı. Dünyanın hemen her yerinde legalleşme arayışına giren ve aynı zamanda SB tarafından muhatap alınan komünist partilerden biri olan İspanya KP, sosyal demokrasiye yakın sosyalistler güç kazanırken, “cezalandırıldı.”
Wayne’lerden Cumhuriyet’e Yolun İnşası
17 Mayıs 2025 Cumartesi
Kürd’ün merkeze olan bağlılığının sadece iki sözle olamayacağı ortadadır. Yeni şekillenen cumhuriyete Kürd’ün entegre olmadan, yani tüm otonom yapılarını yeni kurulacak devlete ve onun bürokrasisine devrederek, başarıya ulaşılamayacağı öngörülür. İsyanlar acımasız bir şekilde bastırılır, aşiretlere dayalı idare biçimi (hükümet, yurtluk ve ocaklık) bir bir dağıtılır. Yerli halk ülkenin içine öldürülenler ise dağa, taşa, dereye karışır. Bunları elbette uzaydan gelenler yapmadı, Kürd’ün uzaydan gelmediği de ortada olduğuna göre birilerinin askeri tekniğinde ve lojistiğinde hızlı değişikliğe giderek özerk yapılara son verdiğini tarihi belgelerden anlıyoruz.
Tabiat ve Eleştiri: Venedik Mimarlık Bienali Türkiye Pavyonu’ndan İlhamla
14 Mayıs 2025 Çarşamba
Mimarlığın, tasarımın, sanatın döke saça üretilip tüketildiği, tartışıldığı aydınlık taşra şehrimizin mutena parkurunda aylak aylak yürüyoruz. Tipik park, işte: Çıplak toprak aşırı sınırlandırılmış, belediyenin favori bitkileri rahatsız edici bir düzenle ekilmiş, bakılmış. Sıcak asfalt üzerine ızgara basılarak arnavutlaştırılmış zemine, sağlığını yitirmiş bahtsız çocukların boy boy fotoğrafını bağış tetikleyicisi niyetine kullanan meşhur sivil toplum kuruluşunun rengarenk kocaman logosu şablonla boyanmış, beş metrede bir. Slogan da eksik değil: “Sevgi, iyilik, umut.” Herhangi bir başka oluşumun, inisiyatifin, örgütün alamayacağı izni her nasılsa koparmışlar belediyeden, diğerlerinin kaçak göçek yazılamaları biteviye silinedururken. Apaçık iktisadî bir kurumun iyi niyeti nasıl sorgulanamaz hâle gelmiş ki?
İstanbul Ansiklopedisi
11 Mayıs 2025 Pazar
Anadolu taşrasından İstanbul’a kaçan Zehra’nın da, Fransızcayı ilerletip Avrupa’ya kapağı atmaya çalışan Nesrin’in de zihninde aynı dizeler vardı: “Yeni bir ülke bulamazsın, / başka bir deniz bulamazsın. / Bu şehir arkandan gelecektir.” İstanbul’u bilenler bilir bu ölümsüz dizelerin şairi Yeniköy’dendir. Bir hafta sonu düşürün yolunuzu Panagia Rum Kilisesi’nin bahçesine. Kurulun dizi dibine Kavafis’in. Gözlerinizi gezdirin o tılsımlı dizelerin üzerinde. Sonra Laki Vingas ve dostlarına takılın. O şehr-i Sitanbul’u anlatsın size, sonra yıkılmaya terk edilen Rum Yetimhanesi’ni… Onların tanıklıklarını dinledikten sonra anlarsınız İstanbul’da herkesin neden biraz gayrimüslim, çokça yetim olduğunu.
Han Kang’ın Vejetaryen'i: İnsan/Hayvan Olmaktan Kurtuluş
10 Mayıs 2025 Cumartesi
“Nietzsche’ye göre, sanat dünyanın genel hakikâtdışılığını ve yalancılığını bizim için katlanılabilir kılan ‘gerçekdışı kültü’dür. Bizi kusurlu bir dünyaya karşı koruyan ‘iyi görünüş istemi’dir. İnsanların ‘ağırbaşlı ve ciddi’ yönlerine -Nietzsche’nin Zerdüşt’te ‘ciddiyet ruhu’ dediği şeye- karşı, sanat ‘coşkun, gezgin, dans eden, alay eden, çocuksu ve mutluluk verici’ bir şeydir. Sanat bize ‘şeylerin üzerinde bir özgürlük’, kendimizi ‘gerçeklik’ten kurtarma, ‘gerçekliği’ kendi estetik kahkaha ve oyunlarımızla bağlantısız bir şey olarak görme yeteneği verir.” Yonğhe’nin vücudundaki çiçeklerle poz verip sevişir gibi yaptığı ya da sevişirkenki hâli daha önce deneyimlemediği, hakikâtin dışına çıkabildiği bir hâldir; cinsel deneyiminden ‘haz alır’.
İki Öznellik, İki Sinema ve İki Benlik
10 Mayıs 2025 Cumartesi
Ceylan sineması işte bu ikinci geleneğin ortaya çıkardığı figürün sahnesidir. Bu sahnede karakterlerin duyguları olduğu gibi görünmez, ama iyi bir yönetmen zaten onu izleyene hissettirir. Tanıdık bir donukluk, hissizlik, yalnızlık, boşluk hissi hüküm sürer. Onun karakterleriyle özdeşleşmelerimiz hissettikleri duyguları ve yaşadıkları hayatları üzerinden olmaz; daha çok hissedemedikleri duyguları ve yaşamadıkları hayatları üzerinden olur. Kayıplarda, anlamsızlıklarda, boşluklarda buluşuruz. Ceylan’ın karakterleri sanki artık hayal kırıklığına dahi uğramazlar. Bir yerde muhakkak bir hayal kırıklığı olmuştur. Sonrasında buna getirilen çözüm de çalışmamıştır. Olmak istedikleri kişi olamamış, bulmak istediklerini bulamamışlardır. Hayal kırıklığından sonraki hayattır bizim tanık olduğumuz.
Geleceğe Umutlanmak
8 Mayıs 2025 Perşembe
Ceren Önder Kandemir, konuşmasının devamındaysa neden öfkelenemediğini anlattı… Belki de doyuran bir babanın telafisi olmayan kaybının karşısında hüznü öfkesine galip gelmişti. Belli ki onu hatırlayacak, hatırlatacak, geleceğe taşıyacak izler bırakabilmiş Sırrı Süreyya Önder, üstelik hastane sürecinden cenazesine kadarki sürece bakıldığında bu durumu çok daha geniş kesimler için de geçerli kılmayı başarmış. Son dönemlerde sıkça Önder’in bir mal varlığı olmadığı konuşuldu. Günümüz Türkiye siyasetçileri açısından anomali olan bu durumu kızı “boğazını değil, onurunu besledin” diye açıkladı.
İnançlarımdan Dolayı Tutuklandım – Sıradaki Kim?
7 Mayıs 2025 Çarşamba
Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre, İsrail’in Gazze’de 7 Ekim 2023’ten bu yana yürüttüğü saldırılar sonucunda 52 binden fazla Filistinli hayatını kaybetti. Ölenlerin çoğu kadın ve çocuklardan oluşuyor; üstelik son araştırmalar, bu sayının muhtemelen ciddi şekilde eksik hesaplandığını gösteriyor. Bu, delilik ve intikam güdüsüyle yürütülen bir savaş; Amerikan silahlarına dayanıyor, Amerikan vergi mükelleflerinin parasıyla finanse ediliyor ve Amerikan siyasetçileri tarafından meşrulaştırılıyor. Benim dosyam, Amerikalıların ve Filistinlilerin adalet mücadelelerinin nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor. Amerikalılar artık şunu seçmek zorunda: Savaşı mı destekleyecekler, yoksa barışı mı; baskıyı mı, yoksa demokrasiyi mi?
Güzel Günleri Art Arda Hatırlamak: Hasankeyf için bir Ağıt
6 Mayıs 2025 Salı
İnsanın doğup büyüdüğü şehirde, çocukluğuna kolay dönebildiği mekânları vardır. En çok oralarda kendidir insan. Benim için bu mekânlar çocukken yoğurt sattığım Sanayi Mahallesi’nin sokakları ve Hasankeyf’tir. Batman’a her döndüğümde o sokaklara ve Hasankeyf’e mutlaka uğrardım. Son seferi benim için en zor olanıydı. Hasankeyf’e gitmek istiyor ama karşılaşacağım tahribattan korkuyordum. Uzun bir tereddütten sonra gitmeye karar verdim. Yol boyunca Zero’dan Günther Uecker’ın tenimde hissettiğim gri çivileri, mıh olup deldi geçti beni Hasankeyf’in son halini gördüğümde.
Ortak Dikkatin Sessiz Çöküşü: Dikkat Krizi, İlişki Yitimi ve Bireyoluş Üzerine Bir Eleştiri
2 Mayıs 2025 Cuma
Bir yaşındaki çocuğa bir nesneyi gösterin, döner bakar. Kediye gösterin, parmağınıza bakar. Bu sıradan görünen fark, aslında insanı insan yapan şeyin ne olduğuna dair temel bir sezgiyi içinde taşır. Dikkat, yalnızca yöneltilmiş bir bilişsel süreç değil; ortak bir yaşam zemininin, birlikte kurulan bir dünyaya aidiyetin ön koşuludur. Dikkat, dünyayı başkalarıyla birlikte kurmak demektir. Dolayısıyla dikkat eksikliği denilen şeyin kendisi, sadece bireysel bir bilişsel yetersizlik değil, çözülmüş sosyal bağların, kesintiye uğramış ortak anlam kurma pratiklerinin ve içselleştirilmemiş kültürel katılımın bir sonucu olarak düşünülmelidir. Giderek yaygınlaşan dikkat dağınıklığını, salt teknolojik uyarana maruziyetle açıklamak, bir krizin semptomlarını nedensel zemin sanma hatasına düşmektir.
“Senin Bedenin, Benim Kararım”: Türkiye’de Üremenin Eril Normalitesi
1 Mayıs 2025 Perşembe
AKP’nin son dönemine kadar kürtaja erişimin kısıtlanmasıyla fiili bir yasağın uygulandığı, aile planlaması hizmetlerinin sunulmadığı, kutsal aile söylemleriyle evliliklerin özendirildiği ve boşanmaların zorlaştırıldığı politikaların öne çıktığı görülmektedir. Doğum oranlarının düşüşüyle öne çıkan ancak sadece bu düzlemde değerlendirilemeyecek olan bu politikalar makbul aile, annelik ve kadınlık kurgularıyla toplumsal cinsiyet rejimindeki krizin restorasyonunu da içermektedir. İktidarın 2025 yılını “Aile Yılı” ilan etmesi ve bu kapsamda çeşitli alanlarda yürüttüğü politikaların buyurganlığı 2008’den beri kurgulanan aile biçimlerine ve doğum hızı artışına yönelik politikaların karşılıksız kalmasına yönelik daha otoriter çareler aramasıyla ilişkilendirilebilir.
Muhalefetin İçinde Bulunduğu Krizden Çıkması Mümkün Mü?
30 Nisan 2025 Çarşamba
Eski rejimde seçimler yoluyla iktidar değişimi mümkün olduğu için rejimin ideolojik sınırlarına riayet edeceğini sinyalleyen bir aktör iktidara gelerek yavaş yavaş bu sınırları genişletip rejimi içeriden çökertebildi. AKP ve Erdoğan'ın stratejisi de buydu. Ancak mevcut rejim, seçim yoluyla iktidar değişimini bir seçenek olarak görmediği için hem mevcut rejimin devam ettiği hem de siyasi iktidarın el değiştirdiği bir ihtimal mümkün görünmüyor çünkü iktidar değişimi rejimin de yıkılması anlamına geliyor.