Kurgu ve Gerçeklik Arasında Heated Rivalry
6 Şubat 2026 Cuma
Meşhur sözde dendiği gibi, hiçbir spor karşılaşması yalnızca oynandığı spor değildir; yine de naif ve romantik bir izleyici olsanız, günün sonunda o mücadeleyi zihninizde defalarca yeniden yazsanız bile değişmeyen bir şey vardır. Aksinin mümkün olduğuna dair sayısız tartışma yürütülebilir, hakem kararları konuşulur, kader anlatıları kurulur; ama maç bittiğinde skor tabelası yalan söylemez, kronometre taraf tutmaz, performans ölçülebilir, kazanan bellidir ama iyi bir sporsever için galip gelenin ne olduğu ise her zaman tartışmaya açık, öyle değil mi? Erkek futbolu dışında herhangi bir spora gönül verdiyseniz -biliyorsunuz o da yalnızca asla sadece futbol değil- konuşmalarınıza “rağmen” i sıklıkla dahil etmişsinizdir. Bir sporcuyla bağ kurduğunuz anlar “insan olduğunu” hatırlattığı zamanlar olur.
Kuraklık: Bir Sonraki Pandemi  - İklim, Su ve Geciken Siyasetin Ortak Krizi
4 Şubat 2026 Çarşamba
Ankara, kuraklığın “geleceğe ait” bir risk olmadığını gösteren çarpıcı bir kentsel laboratuvar. Son elli yılın sıcaklık ve yağış verileri, kentin 1990’lardan itibaren belirgin bir ısınma ve kuraklaşma eğilimine girdiğini ortaya koyuyor. Özellikle 2000 sonrası dönemde sıcaklık anomalileri kalıcı hale gelirken, yağış miktarından çok yağışın zamanlaması ve mekânsal dağılımı bozuluyor. Bu iklimsel baskı, hızlı nüfus artışı, geçirimsiz yüzeylerin çoğalması ve yeraltı suyu beslenmesini kesen kentsel altyapı tercihleriyle birleştiğinde, Ankara’yı yüksek bir kırılganlık eşiğine taşıyor. Meteorolojik kayıtlar, kentte sel, sıcak dalgası ve kuraklık gibi afetlerin sıklığının arttığını gösteriyor. Kuraklık burada yalnızca bir doğa olayı değil; kentleşme biçimi ve yönetim tercihlerinin iç içe geçerek derinleştirdiği yapısal bir risk olarak karşımıza çıkıyor.
Poggioli’de Avangard: Hareket, Kopuş ve Dil
1 Şubat 2026 Pazar
Renato Poggioli, Avangard Sanat Teorisi adlı eserinde avangardı bir üslup, teknik ya da biçim birikimi olmaktan ziyade, tutum biçimi olarak ele alır. Avangard onun için, modernitenin krizlerine verilen estetik bir yanıt mıdır, dünyaya karşı geliştirilen etik bir duruş mudur, bunun cevabını çalışmasında bizimle paylaşmaktadır. Merkezinde “eylemcilik”in (activism) yer aldığını anladığımız ve başından beri bir duruş olarak bize sunulan avangardda sanatçı, üretimini sessiz ve içe dönük bir faaliyet olarak göstermez. Poggioli’ye göre o, ürettiği her ne ise zamana ve mevcut düzene yönelik bir müdahale içindedir. Manifestolar, polemikler ve provokatif yaklaşımlar, bu “eylemci” yönelimin görünür şekilleridir. Poggioli için “hareket”in ilerleme düşüncesinin doğal bir sonucu olmasından çok mevcut duruma katlanamamanın ifadesi olarak ortaya çıktığını, bundan mütevellit sanatçının ilerlemek istemesinin ötesinde bulunduğu yerde kalamadığı fikriyle “hareket” ettiğini kavrarız.
Yalnız "Dişi"lerin İdrak Edebileceği Bir Hikâye: Aslı Tohumcu’nun Öylesine Bir Sevgili Romanı Üzerine
30 Ocak 2026 Cuma
Aslı Tohumcu’ nun Öylesine Bir Sevgili adlı romanının hikâyesi, kendini“ Öylesine bir sevgiliyim ben. Böyle seslen bana sen de lütfen. Öylesine bir sevgili…” cümleleriyle duyurur okuruna. Bu seslenişten, metnin kendi içinde bir vasiyet tonu taşıdığı duygusuna kapılıyoruz ilkin. “öylesine” diye küçültülen ama aslında bütün bir hayatı devreden bir teslimiyet bu. İsimden feragat, benliğin tek anlatı altında erimesi, sevgiyi mülkiyet değil emanet olarak kuruyor. Bu başlangıçta sevgi, edilgen bir vazgeçiş ya da sessiz bir feragat olarak değil; bilinçli bir yer açma ve yük devretme hamlesi olarak kurulur. Anlatıcı, kulübe, yetenek ve isim gibi imgeler aracılığıyla yalnızca sahip olduklarını değil, bir ilişki içinde nasıl var olunacağını da karşı tarafa bırakır.
Victor Wallis'le söyleşi - "Kapitalizm Varoldukça Devrim Gündemde Kalacaktır"
27 Ocak 2026 Salı
Sınıf mücadelesinin önemini ekolojik mücadeleninkiyle karşılaştırmak mümkün değildir. İkisi el ele gider. Ekolojik mücadele tür olarak hayatta kalmamız için gereklidir. Bu, sınıfı ne olursa olsun, tüm insanların ortak çıkarınadır. Ancak ekolojik mücadele başarılı olmayacaktır; ta ki insanın çevreyle etkileşimi, sonsuz genişleme, tahakküm ve savaş buyurganlıklarını dayatan sermaye zorunluluklarından kurtulana kadar. Bu itici güçler, sermayenin geçmişte toplumsal hareketlere karşı verdiği tavizleri –ister kamusal hizmetlerin iyileştirilmesi ister yıkıcı iklim değişikliği ve biyolojik çeşitlilik kaybını sınırlamaya yönelik önlemler olsun– geri almaya yönelmesiyle birlikte günümüzde doruk noktasına ulaşmaktadır.
Onat Kutlar’ın Öykülerinde Huzursuzluk Biçimleri Ya da Duyguların Dolaşıklığı
25 Ocak 2026 Pazar
Onat Kutlar’ın öyküleri kırılgan sınırlarda, başka kapılara açılan eşiklerde, dışarısı ile içerinin sınır boylarında, ihlallerin mümkünlerinde ve bunların her an birbirine akabilme, karışabilme ya da birbirini yıkabilme ihtimallerinde dolanıyor. Zira Kutlar kendine, yerine yerleşememiş, yerleşmesi engellenmişlerin huzursuzluğunu yaşayanları, alışılageldik bakış ve algı tarafından tuhaf, tekinsiz olarak etiketlenenleri konu ediyor. Bu kişileri ıstırap çeken, buna kapanan, bunda kaybolan özneler/öznellikler olarak kurgulamıyor. Aksine kimi zaman sinir bozan neşeyle kimi zaman kendine dönen şiddetle kimi zamansa düş-gerçek arasındaki müphemlikle bu kişilerin yaygın, yerleşik, tanıdık ve otoriter gerçeğin, nizamın bünyesindeki problemleri ortaya çıkarmasını sağlıyor.
Cevat Çapan ile F. R. Leavis ve Eleştirinin "Büyük Geleneği" Üzerine Söyleşi
24 Ocak 2026 Cumartesi
Leavis’i okumanın en büyük kazancı, metinle teması sıkılaştırmasıdır. Bugün herkes hızlı hüküm veriyor. Leavis ise hızı sevmez. Cümlenin içine girer, kelimenin ağırlığını tartar, sesin ritmini duyar. Bir romanı ya da şiiri konusuyla değil, diliyle, yapısıyla, iç gerilimleriyle kavramaya çalışır. Bu, bazen didaktik görünebilir ama eleştiriyi ciddiye alan biri için, kıymetli bir çabadır. Genç bir okura şunu derdim: Leavis ile kavga edin, itiraz edin, eksiklerini gösterin ama onu okumamazlık etmeyin. Çünkü eleştirinin omurga meselesi olduğunu, bir standardın, bir dikkat terbiyesinin gerektiğini, metnin kolay lokma olmadığını Leavis çok güçlü biçimde öğretir.
Öfke Tuzağı, Troller ve Başkalaşan Sosyallik
23 Ocak 2026 Cuma
Bu ve bunun gibi olaylar da bize gösteriyor ki, sosyal medyadaki öfke iklimi; bize yan mahallelerimizi önceden planlanmış bir formatta sunarken aslında bir yankı odasına da hapsetmiş olur. "Düşmanlarımızı“ görebilmemizle kendimize korunaklı bir köşe seçeriz; bu köşe, öfkenin yol göstericiliğinde idealize edilmiş konforlu bir köşedir. Burada istediğimiz gibi olabilir, istediğimiz kadar özgür ve rahat şekilde hükümler verebiliriz – ve işte gerçeklik de bu köşede bulanır. Nicel ve nitel verinin istismar edilerek yansıtıldığı bir sanal meydan kavgasında kendilerine yeni bir anne karnı inşa eden bireyler; mecburen gerçek dengelerin hüküm sürdüğü reel toplumsal alanlarda bulunduklarında sağlıklı kalabilecekler midir? Tabii ciddi toplumsal kutuplaşma ve nefretin yaşamlarımıza sinmesi, yalnızca dijital platformların mevcudiyetiyle açıklanamaz.
Nazi Teorisyeni Carl Schmitt'in Fikirlerinin Yeni Sözcüsü Donald Trump mı?
19 Ocak 2026 Pazartesi
Son yıllarda Schmitt’in fikirleri yeni destekçiler buldu ve özellikle Batı’ya “meydan okuyan” devletlerde –başta Rusya olmak üzere– yeniden gündeme getirildi. Batı evrenselciliğine karşı çıkışı ve dış müdahaleden azade “büyük mekânlar” anlayışı, Moskova ve Pekin’de kolayca alıcı buldu. Örneğin, Putin üzerinde büyük etkisi olan, Ukrayna’ya yönelik saldırının entelektüel mimarlarından ve ünlü Avrasyacı ideolog Aleksandr Dugin, Schmittçi düşüncelerin hararetli bir savunucusudur. O da, tıpkı Schmitt gibi, Rusya’nın muhafazakâr ve Ortodoks Hıristiyan ilkelerini komşu ülkelere yaymasını ve Batı etkisini –özellikle de Anglo-Saksonları– “mekânsal olarak yabancı” sayarak dışlamasını savunuyor.
Komünal Devlet Mümkün mü?: Venezuela Komünlerinin Yükselişi ve Düşüşü
17 Ocak 2026 Cumartesi
3 Ocak 2026 gecesi ABD’nin Caracas’a dönük saldırısı ve Nicolas Maduro ile Cilia Flores’in ABD’ye kaçırılması, Venezuela krizini “yaptırım–ambargo” çizgisinden çıkarıp doğrudan egemenlik ve rejim değişikliği tartışmasının merkezine yerleştirdi. Bu olayın asıl sarsıcı tarafı, hamlenin gözü kara cüreti kadar, Venezuela’nın bir zamanlar “Komün ya da hiçbir şey!” sloganıyla dalga dalga yükselen komünal ufkundan bu kırılma anına, beklenen ölçekte bir taban seferberliği doğurmadan gelmiş olmasıdır. 2002’deki darbe girişimi sırasında, emekçi sınıfların sokağa inip Chavez’i geri getiren toplumsal refleksinin 2026’da aynı yoğunlukla tekrarlanamaması, yalnızca yoksullaşmaya, politik yorgunluğa, göçe bağlanamayacak kadar derin bir siyasal boşluk hissi yarattı.
“Sağın Kasveti” Üzerine Notlar
15 Ocak 2026 Perşembe
Kimbilir, belki de lider demokrasileri, ana akım partilerin içinden çıkan ve yaptıkları marjinal müdahalelerle geleneksel siyasi repertuvarı ıskartaya çıkaran, muhalif karizmatik liderlerin hiç alışılmadık bir biçimde sergileyeceği demokratik performansla aşılır. New York Belediye Başkanı olarak seçilen Zohran Mamdani’nin seçim kampanyası performansı ve Türkiye’deki çeşitli muhalif belediyelerin takip ettiği politikalar, merkezî devletlerin uzun süredir sırt çevirdiği eski bir reçetenin, yerel yönetimler düzeyinde güçlü bir karşılık bulduğuna işaret ediyor.
Fahrenheit 98.6: Üniversite Nasıl Çözülür?
13 Ocak 2026 Salı
Akademiyi ayakta tutanlar, çoğu zaman sessizdir. İşini iyi yapanlar, hakkı gözetenler, karar süreçlerini kolektif hafızaya dayandıranlar, yetkiyi değil, sorumluluğu önceleyenler, hız yerine anlamı, nicelik yerine niteliği, metin sayısı yerine metnin içeriğini, konfor yerine etik yükü seçenler… Ancak üniversitenin çöküşü de sessizlerin karşısında yine sessizce olur.
10. Yılında Barış için Akademisyenler Davası
10 Ocak 2026 Cumartesi
Üniversite rektörleri, örneğin 2017 yılında isimlerimizi ihraç listelerine iletirken, 2025 yılında katılacağımız bir eylemi, bir etkinliği ya da yapacağımız bir sosyal medya paylaşımını öngörmüş olabilir mi? Kuşkusuz hayır. İhraç işleminin tek sebebi Barış Bildirisini desteklememizdi. Buna rağmen, dava konusuyla ilgisi bulunmayan her türlü bilginin değerlendirme dışı bırakılması gerekirken, bugün bu unsurların mahkeme kararlarında yer aldığını ve dava esasıyla ilgisiz olmasına karşın ret kararının sebebi olarak yer aldığını görüyoruz.
“Suça Konu Bildiri”nin 10 Yılı
10 Ocak 2026 Cumartesi
On yıla yayılan baskı mekanizmaları, bireysel yürüyen hukuki, idari süreçler, belirsizlik, yıllara yayılan kararlar, yalnızlaştırma üzerine kurulu sistemin sonucu. Bu sistemin oldukça başarılı olduğunu teslim etmek lazım. Buna karşı verilecek en büyük yanıt hiçbir şeyi değiştirmese de sesini duyduğunu yanındakine hissettirmek sanırım. Umarım her söz karşılığını bulur. Yalnız değiliz ve buradan devam edebiliriz.
Metazori Normalleşme
9 Ocak 2026 Cuma
Siyaset, seçmenlerin ve tabanın gözünde sıklıkla etik kaygıları gözeten bir mekanizma olsa da siyasi partileri yönetenler etik kaygılara mebni bir romantizmin tesirinde kalmaksızın rasyonel şekilde karar almalıdırlar. Tabii bu, etiği yok sayıp çöpe atar bir bakış açısı değil; bana göre bireyler, metalik bir çıkar hesabıyla siyasi yapılarla empati kurarak etik kaygıları hiçbir zaman terk etmemelidir ve sistemin sigortası da budur.
Serbest Ticaret, Egemen Eşitlik, Trump ve Venezuela Petrolü
8 Ocak 2026 Perşembe
Irak’ın işgali, Irak’ın petrolüne “el koymaktan” ziyade onu ABD’nin çıkarları doğrultusunda uluslararasılaştırmakla ilgiliydi. Tıpkı bugün Venezuela örneğinde olduğu gibi. Bu bağlamda Trump’ın Venezuela’ya yaptığı saldırının en temelinde sermayenin uluslararasılaşması sürecinin, yani emperyalizmin önündeki tüm engelleri yıkmaya yönelik olduğunu söyleyebiliriz. Maduro’nun otoriter rejiminde soldan geriye ne kaldığı tartışmalı olsa da Bolivarcı iktidar ABD’nin çıkarlarına meydan okumaya devam ediyordu.
Venezuela Meselesi İklim Meselesi mi?
6 Ocak 2026 Salı
3 Ocak’ın ilk saatlerinde Venezuela’nın başkentine ABD ordusunun askeri saldırısı ve beraberinde devlet başkanının kaçırılmasına tanık olduk. O gece yaşananlar ve sonrasındaki gelen haberler uluslararası hukuku, emperyalizmi, Amerikan zorbalığını, enerji savaşları gibi pek çok şeyi tartışmayı gerektiriyor. Bu tartışmaların biri de iklim meselesi. Tartışmanın öznesinin eksik ve yanlış “iklim değişikliği” meselesi mi yoksa öznesi genelde belli ve bu olayda bağlantıların nicelikleştirilmesini gerektiren “iklimi değiştirme politikaları” mı olacağı burada önemli.
“15 Dakikalık Kent”in Eşitsiz Coğrafyası: Kuzeyde Hak, Güneyde Lüks mü?
4 Ocak 2026 Pazar
15 dakikalık kent savunusu romantik bir yürüyüş hayalinin ötesinde tüketimi ve gündelik yaşamı yeniden mekânsal adalet ekseninde örgütleme teklifidir. Temel iddiası, kentleri hem çevresel hem toplumsal açıdan daha sürdürülebilir kılmaktır. Ancak bu vizyon, “yakın” olma vaadini herkes için erişilebilir kılabildiği ölçüde anlamlıdır -özellikle de kent yoksulları için.
Stockholm Sendromu, Çifte Bilinç ve Kürtler
2 Ocak 2026 Cuma
Avrupa’da 90’lı yıllarda kurulmaya başlayan Dersim Dernekleri Dersim katliamını uzun bir süreden beri yüzleşilmesi, hesaplaşılması gereken bir mesele olarak gündemlerinde tutuyor, konuyla ilgili film, belgesel gösterimi, müzik dinletisi ve anmalar düzenliyorlardı. Katliamın gerçekleşmesinde tek parti rejiminin rolüne ilişkin hiçbir şüphe duymamakla beraber içlerinden bazıları o dönem yeni açılan Sabiha Gökçen Havalimanı’na uçarken kendilerini kötü hissettiklerini ifade etmekteydiler.
Holokost Hafızasının Sonuna mı Gelindi?
1 Ocak 2026 Perşembe
Holokost hafızasının yavaş yavaş tükenmesinden neyi kastediyorum? Pek çok medya ortamında şunu gözlemliyorum: İsrail’in Gazze’de yürüttüğü ve soykırımcı olarak algılanan askerî harekât, Batılı devletlerin bu harekâta verdiği destek ve basının bir bölümünün katliam karşısındaki açık tarafgirliği karşısında genç kuşak, derinden sarsılmış durumda. Bu nedenle, çağın “Mutlak Kötülüğü”nün artık Holokost değil, bu savaş olduğu sonucuna varıyorlar. Üstelik genç kuşak, bu savaşın Holokost hafızası kullanılarak meşrulaştırıldığını düşünüyor.
Yılbaşı: Bir Kıdemli Politik Bölünme Mevzuu
31 Aralık 2025 Çarşamba
Bugün yılbaşı kutlamalarına karşı geliştirilen “Mekke'nin Fethi” kutlamaları veya Noel Baba maketlerinin bıçaklanması, sıradan bir eylem değil, bir karşı-politika inşâsıdır. Rancièreci bir uyuşmazlığın karşı cephesidir. Valiliklerin güvenlik gerekçesiyle kutlamaları yasaklaması veya okullarda yozlaşma uyarısıyla etkinliklerin engellenmesi, polisin (iktidarın) duyulur alanı kontrol etme arzusudur.
“Geçmiş Asla Tamamen Yok Olmaz”
29 Aralık 2025 Pazartesi
Genel olarak, tarihsel gerçeğin -dediğim gibi, bilebildiğimiz kadarıyla- bugünle ilişkili olarak eleştirel bir işlev gördüğünü söyleyebilirim. Tarihçilerin görevi budur: Bugünkü dünyamızın nereden geldiğini, nasıl geliştiğini (bugünün ideallerine göre değil, gerçekte, sayısız mücadele aracılığıyla) göstermek -ve nihayetinde, “olmuş” bu dünyanın tek mümkün dünya olmadığını; tarihin bir toplumu örgütlemenin ve hayatlarımızı yaşamanın birçok farklı biçim ve yolu olduğunu gösterdiğini ortaya koymak.
Optimizasyon Çağında "Oyun"un Ölümü ve Yeniden İcadı
28 Aralık 2025 Pazar
Bizim temel derdimiz, Game’in (kurallı oyunun) o katı, artık algoritmik duvarlarının, Play’in (özgür oyunun) o ele avuca sığmaz ruhunu ezmesine engel olmaktır. Çözüm, panikle ekranları kapatmaktan ya da modemi söküp atmaktan öte ekranın arkasında işleyen o vahşi piyasa mantığını ifşa etmekten geçer. Asıl mesele, çocuğa ekranın dışında da nefes alabileceği, hata yapmasının cezalandırılmadığı, özgürce saçmalayabileceği, yani kusurlarıyla "insan kalabileceği" sahici alanlar açmaktır.
Kararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek
26 Aralık 2025 Cuma
Karşı-olgusal tarih yalnızca spekülatif bir oyun değildir; insanlığın kararlarının ağırlığını hissetmemizi sağlar. Birinci Dünya Savaşı’nın eşiğinde birkaç gün süren kararsızlık, belki de yüzyıllık bir yıkımı önleyebilirdi. Hiroşima’da bir kararsızlık ânı, modernliğin bütün etik topografyasını değiştirebilirdi. Türkiye özelinde düşünürsek de bir yüzyıllık tarihte, kesinliğinden hiç şüphe duyulmadan alınan birçok katı, sekmez kararın yarattığı tahribatın yıkıcı izleri görülür. Bu örneklerin önemi, kararların sonuçlarını değil, kararsızlığın doğurabileceği etik ufku göstermesidir.