Çözüm Süreci, Demirtaş ve Zalim İyimserlik
27 Kasım 2025 Perşembe
Bugünlerde Türkiye’deki “zalim iyimserler” grubunun önemli bir kesimini süreç karşıtı insanlar oluşturuyor. Burada, sürece dair aklında cevaplanmamış sorular bulunanları, yöntemi beğenmeyenleri ya da ‘temkinli iyimserleri’ kastetmediğimi belirtmeliyim. Benim kastım, böyle bir sürecin denenmesine bütünüyle karşı çıkanlar. 40 seneden fazladır denenmişi tekrar tekrar deneyip; denenmemişi ise tekrar tekrar denemeyerek Kürt meselesini çözeceğine inananlar. Gerçi, bir çözüm tahayyülleri olduğu da şüpheli; daha çok eskimiş yöntemlerle bir “zafer” elde edeceklerine dair bir iyimserlik hali hakim bu kesimde. Bu grubun, son dönemdeki hedefi ise sürece dair farklı bir dil ve tutum geliştirmeye çalışan Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş.
Her Sözüyle Bir Yol Gösterici, Akın (Atauz): Hoşçakal!
26 Kasım 2025 Çarşamba
Yaşadığı kenti okuyan, doğayı savunan, toplumu düşünerek yaşayan ve bunları hep sessizce dile getiren bir insanı… Kentin hafızasını, doğanın haklarını, insanın birlikte ve eşitlikçi yaşamını savunan bir bilgeyi, Akın’ı kaybettik. Bizim (kapsamı çok geniş bir biz), hâlâ süren öğrenme sürecimizin 25-30 yılında emeği olan bir öğretmendi Akın. Sevmez “öğretme” kavramını, öğrencileri olduk diyeyim. Hepimizle kent politikalarını, şehircilik yaklaşımlarını; hem deneyim ve örneklerle, hem de sınıfsal, sosyal ve politik bir mesele olarak paylaşırdı her zaman. Sanırım; mimarlık eğitimi sırasında ve sonrasında, bitmeyen öğrenme, biriktirme, çoğalma süreçlerimizin hep ana karakterlerinden biri oldu.
Anayasa Mahkemesi'nin Parlamento Kararları Karşısındaki Zor Meşruiyet Sınavı
25 Kasım 2025 Salı
Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) gerçekleştirilen Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) üyelerinin seçimine ilişkin parlamento kararının anayasaya uygunluğunu denetlemekten kaçındığı kararı 10 Kasım 2025 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlandı. AYM’nin “kendi kendini kısıtlama” (judicial self-restraint) serüveninde yeni bir aşamayı daha kat ettiğini gösteren bu kararının sadece 6 sayfası çoğunluk görüşüne ayrılmışken geri kalan 39 sayfada 8 yargıç bu yeni içtihada karşı çekincelerini veya itirazlarını dile getirmekteydiler. Bu durum, altında 15 tam üyesinin imzası bulunan bir yüksek mahkeme kararı için tam anlamıyla bir fiyaskodan ibaret görülebilir, zira davada varılan sonuç –yetkisizlik!– 11 üyeyi tatmin etmişse de kararın gerekçesi salt çoğunluğu ikna edebilmekten uzaktı.
Fiilî OHAL ve İmralı
24 Kasım 2025 Pazartesi
Öcalan’ın CHP’yi sürece dahil etme ısrarı doğru ve gerçekçi bir ısrardı, kanımca. CHP’nin komisyonda yer alması da öyle. Doğru, çünkü Türkiye, üzerine çöken fiilî OHAL karanlığından çıkacak, olağanlaşma yönündeki umut ışığına doğru ilerleyecekse, bu ancak Kürt siyasal hareketi ile CHP’nin, otoriterlik ve demokrasi arasına gerilmiş ipte el ele, birbirlerini tökezletmeden, demokrasiye doğru birlikte yürümesiyle mümkün olacaktır.
Jonathan Swift’ten İroni Dersleri: Göreciliğin Bağnazlığı
24 Kasım 2025 Pazartesi
Donald Trump Amerikan devletini küçültmek istiyor, Savaş Bakanı Pete Hegseth ise üst düzey askerî yetkilileri küçültmek niyetinde. Subaylarına kilo vermeleri talimatını verdi; çünkü etrafta çok fazla şişman general, iri yarı albay ve devasa binbaşı dolaştığını söylüyor. Aynı durum Amerikan polisleri için de geçerli; sanki iri yarı olmak onları işe almak için yeterli bir kriter gibi görünüyor. Koşamamaları yüzünden, birçok şüphelinin sırtından vurulduğu söylenebilir. Britanya’da polislerin formda olmaları beklenir; erkek polislerin de belli bir boyun üzerinde olması gerekir. Benim bir amcam, kendisi pek de makbul bir insan sayılmazdı, polisliğe başvurmuş ama boyu bir iki santim kısa geldiği için reddedilmişti. Bu da kamuoyunu birkaç düzmece operasyon, uydurma delil ve sonradan konmuş esrar torbasından kurtarmış oldu. Polis teşkilatını reforme etmenin zorluğu, mesleğin doğasıyla cezbolan insan tipinden kaynaklanır. Diğer bir amcam ise öbüründen de kısaydı ve İkinci Dünya Savaşı sırasında denizaltılarda görev yaptı. Çocukken, denizaltıların daracık alanları yüzünden hep cücelerle doldurulduğunu sanırdım.
Güvene Tutunmak: Aidiyet, Etik ve Kurumsal Zafiyet Arasında Türkiye’de Akademi
23 Kasım 2025 Pazar
Türkiye’de yükseköğretim, son on yılda yalnızca kurumsal bir zayıflama değil, kültürel ve etik bir çözülme sürecinden geçiyor. OECD ve Eurostat verilerinin gösterdiği yapısal kriz –genç işsizliğindeki artış, bütçe payındaki düşüş, nitelik kaybı ve araştırma olanaklarının daralması– üniversitenin bir “aidiyet ve güven alanı” olarak da aşınmasına yol açıyor. Bu büyük tablonun içinde danışman-öğrenci ilişkisi, yükseköğretimdeki dönüşümün en görünür ve en kırılgan mikro alanı olarak öne çıkıyor; çünkü bu ilişki, kurum içindeki emek, güven ve etik sorumluluğun en doğrudan deneyimlendiği yerlerden biridir. Dolayısıyla bu metin, devasa bir yapısal sorunu tek bir örneğe indirgemeyi değil; makro düzeyde yaşanan bu erozyonun mikro düzeyde en çok nerede kırıldığını –güven, emek ve etik sorumluluk ekseninde– göstermeyi amaçlıyor.
Amsterdam'ın Cici Evleri: Küçük Güzel midir? Dar Ucuz mudur?
22 Kasım 2025 Cumartesi
Benzer şekilde, 17. ve 18. yüzyıllarda İngiltere ve Fransa'da uygulanan 'pencere vergisi' de mimaride iz bırakmıştı. Ev sahipleri fazla pencerelerini tuğlalarla ördürüp kapatarak vergiden kaçınıyorlardı. Günümüzde dahi bazı tarihi binaların cephelerinde, bu ekonomik kurnazlığın izi olarak, duvarla örülüp kapatılmış 'kör' pencereler görülebilir. Örneğin Asya'da Hanoi (Vietnam) şehrinde yüzyıllar önce uygulanan benzer bir cephe vergisi yüzünden, şehrin dükkân-evleri aşırı dar ve çok katlı inşa edilmeye başladı. "Tüp evler" denen bu yapıların bazıları yalnızca birkaç metre genişliğinde, fakat onlarca metre derinliğindedir. Benzer dar cepheli ev geleneğini Japonya'da Kyoto'nun tarihi machiya konutlarında da görürüz. Orada da tüccarlar, sokak üzerinde olabildiğince fazla dükkân elde edebilmek için arsalarını ince ve uzun bölerek evler yapmışlardı. Yani öncelikli sebep estetik kaygıların ötesinde yine ticari hayatın ve kıymetli arsaların dayatmasıydı.
Fiili OHAL ve Çözüm Süreci
21 Kasım 2025 Cuma
Zira, ilk olarak, çelişkili iki süreci aynı anda yürüten siyasi iradenin, her biri kendi öncelikleri olan, bazen birbiriyle çelişen, bazen örtüşen çıkarlar peşinde koşan, farklı kısa veya orta vadeli hedeflere ulaşmaya çalışan, çok bileşenli bir yapıyla ilişkili olduğunu hatırlamamız gerek. Ve “çok bileşenli bir yapı” derken de kastım sadece AKP, MHP ve diğer ufak ortaklardan müteşekkil “Cumhur İttifakı” değil. Onlar var, ama mesela Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve onun ailesi de bu yapının bileşenlerinden, Beştepe’deki danışmanları da. İstihbarat ve güvenlik bürokrasisi de bu yapının bileşenlerinden, dışişleri ve bazı adalet bürokratları, hâkim ve savcılar da. Bu yapıyla ticari ilişkileri olan savunma sanayicilerini, müteahhitleri, diğer iş ve çıkar çevrelerini ve daha kim bilir, hangi kişi, kurum ve yapıları da bu listeye ekleyebiliriz herhalde.
Cehaletin Bilgisi-Bilginin Cehaleti: Kıpır Kıpır Hareketsiz Toplum
21 Kasım 2025 Cuma
17-28 Ekim 2025 aralığında düzenlenen İzmir kitap fuarında, Livera Yayınevi standında, Kim Bo-young’un Türlerin Kökeni adlı kitabının içine bir tabanca mermisi yerleştirilerek bırakılmıştı. Kitap aslında bilimkurgu türünde. Belli ki bu eylem, Darwin’in ünlü yapıtıyla karıştırılarak, o olduğu zannıyla gerçekleştirilmiş. Bu saldırıların vaka-ı adiye’ye dönüştüğü, fütursuzca yapılabildiği bir hâlin kalıcılığı dışında, artık apaçık görünen asıl sorunsala bakmak gerekir diye düşünüyorum; bilgi cehalet ilişkisine. Sokrates’in ünlü sözünü hatırlayalım: “Hiçbir şey bilmediğimi biliyorum.” Şahsi bir cümledir karşımızdaki; bugünün şahsiliğini yitiren genel zihninin aksine.
Akademiyi Çevreleyen Hakikat
20 Kasım 2025 Perşembe
Akademideki bürokratikleşme tarihsel olarak evrensel bilimsel standartları kurumsallaştırma çabasından kaynaklansa da akademilere yönelik politik ve ekonomik ilginin, yatırımın, yüklenen işlevin de bu demir kafesin inşasında bir etkisi oldu. Türkiye’de 2006 yılından itibaren devlet üniversitelerinin sayısında bir patlama yaşandı. Her ile bir üniversite mantığıyla gerçekten de her ile en az bir üniversite açıldı, sözüm ona Almanya’nın bizi kıskandığı, sekiz milyon üniversite öğrencisinin kendi şehirlerinde okuması için imkân sunuldu. Oysa ortada ne bu öğrencilerin okumasına imkân verecek bir barınma altyapısı, ne bir sosyo-kültürel ortam ne de akademik bağlam vardı.
Olağanı Hatırlamak
20 Kasım 2025 Perşembe
19 Mart’tan, hatta ondan da öncesinden beri o kadar uzun süredir fiili bir olağanüstü hâl (OHAL) altında yaşıyoruz ki, artık bir olağanüstülüğü kalmadı içinde yaşadığımız hâlin. Anayasa’nın ve hukukun, kayıtsız şartsız millete ait olması gereken egemenlik yetkilerini gasp eden bir siyasi irade tarafından fiilen askıya alındığı, yargı organlarının o iradenin arzuları doğrultusunda siyasallaştığı istisna rejimi kural oldu; bu rejimin kendisine istisna teşkil ettiği demokratik ilke ve kurallar ise çoğumuz için Kaf Dağı’nın ardındaki bir ütopyadan öteye anlam taşımaz hale geldi. Dolayısıyla olağanı, yani hukukun üstün, AİHS ve Anayasa’nın bağlayıcı olduğu, yargının tarafsız işlediği, iktidarı adil ve tarafsız seçimler yoluyla değiştirmek amacıyla siyaset yapmanın suç değil hak sayıldığı bir durumu hatırlamanın ve hatırlatmanın hepimize iyi geleceği kanaatindeyim.
Küçülmenin Epistemolojik Ufukları: Zamanı ve Mekânı Ütopyayla Bükmek
19 Kasım 2025 Çarşamba
Cogito’nun 117. ve 118. sayıları “Küçülme, Nasıl?” ve “Küçülme Sanatı” başlıklarıyla çıktı. Akademik alanda esas olarak politik ekoloji ve ekolojik iktisat disiplinlerinden doğan ve beslenen, geliştikçe farklı literatürlerle de ilişkiler kurarak teorik dünyasını genişleten küçülme (degrowth) perspektifi, köklerinin diğer ucunu da önemli bir aktivist ve entelektüel geleneğe borçlu. Bu anlamda bu iki sayının hedeflediği kapsamda bir derleme dosya hazırlamak, halihazırda hem akademik hem de aktivist alanda hızlı bir ivmeyle ‘büyüyen’ ve içinde aktif pek çok tartışmayı barındıran bir literatür için çok kolay bir iş değil. Bu açıdan daha başlangıçta iki sayının da edisyonlarının hakkını vermek gerek; zira küçülmeye dair ana argümanları, alan içindeki temel tartışma başlıklarını, angaje olduğu farklı literatürlerle arasındaki teorik çeşitliliği ve kavram dağarcığını, bunlarla birlikte yeni disiplinlerle yakınlaşma ve ittifak olasılıklarını etraflıca ele alıyorlar.
Hacettepe’deki Faşist Saldırının Düşündürdükleri
19 Kasım 2025 Çarşamba
Bu zaviyeden bakınca ülkücü hareket üniversitelerdeki milliyetçiliğin devamlılığının halen ayrılmaz bir parçasıdır. İlgi çekici bir diğer husus ise, ülkücülerin, üniversite kamusallığı içinde hegemonik olamasa da en etkili aktör konumunda olan sol tandanslı bir öğrenci hareketinin mücadele gündemlerini kendilerine mal etme çabasıdır. 1 Mayıs’ı resmi devlet söylemine binaen “Emek ve Dayanışma Günü” adı altında kutlayan Hacettepe Teşkilatı, solun eylem alanına giriş yapmak için oldukça olaylı geçen rezervasyonlu yemekhane eylemlerinde de Eylem Komitesi’nden önce davranarak bir yemekhane eylemi duyurmuş, “Randevuyla Doymaz Bu Milletin Evladı” ve “Türk Çocuğu Aç Kalmaz” gibi sloganlar kullanmıştı.
Mikroşöhretleşmiş Siyaset ve Dijital Kamusallığın Yeni Estetiği: Zohran Mamdani’nin Asıl Anlamı
18 Kasım 2025 Salı
Günümüzde neoliberal ekonomi hayatın her alanına hâkim olurken, artık insan ruhunu, dikkatini ve zamanını da ticarileştirerek tüketim nesnesine dönüştürmektedir. “Mikro-şöhretleşmiş siyasetçi” bu dönüşümün siyasetteki uç noktasını temsil eder: Artık siyasetçi yalnızca lider değil, takipçileriyle sürekli etkileşim kuran, duygusal ve görsel performansını yöneten, kendi markasını üreten dijital bir figürdür. Zohran Mamdani, sosyalist siyaseti influencer kültürünün estetik ve mantıklarıyla birleştirerek meşruiyet, yakınlık ve görünürlük inşa eden tipik bir örnektir. Onun yükselişi, bireysel karizmanın ötesinde, siyasal kültürün teknoloji tekelleri tarafından kâr, veri ve dikkat ekonomisi ekseninde yeniden şekillendiğini göstermektedir. Bu zeminde hareket etmek, kapitalist mantık tarafından özümsenme riskini de taşır.
Kırmızı Lamba Altında: Metin Turan’ın Frankfurt’u
18 Kasım 2025 Salı
Frankfurt, bir yandan Avrupa’nın önde gelen finans merkezleri ve küresel kapitalizmin simgesel mekânlarından biri olmaya devam ederken; öte yandan 1923 yılında Frankfurt’ta kurulan, günümüzde Frankfurt Okulu olarak bilinen, Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü çatısı altında birleşen filozof ve bilim insanlarının teorik ve felsefi görüşlerinin yarattığı ekolün de ev sahibidir. Frankfurt Okulu’nun eleştirel teori geleneğini doğuran entelektüel iklimi, Walter Benjamin’den Theodor W. Adorno’ya ve Jürgen Habermas’a değin uzanan düşünsel mirası ile modernitenin sorgulandığı bir kavramsal laboratuvar işlevi görür adeta. Turan’ın şiiri, bu karşıtlıklarla örülü kentsel dokunun izlerini taşırken, aynı zamanda bireyin varoluşsal kırılganlığı ve neoliberal baskının kesiştiği noktalara işaret eder.
Biçim, İçerik ve İfşa: Sanatın Otonomisi Ne Değildir?
17 Kasım 2025 Pazartesi
İşaret etmek istediğim şey, bir sanatçı ve yapıtı üzerine yapılacak herhangi bir ahlaki yargılamanın, yahut böyle bir ahlaki yargılamanın karşısında durmanın kavramsal-kuramsal kaynağı otonomi olamaz, zira sanat eserlerine dair herhangi bir ahlaki yargılama yapılıp yapılamayacağı tartışması, gerilim yüklüdür ve otonomi tam da bu gerilimin orta yerinde, gerilimle yapısal anlamda alakasız ama ister istemez onun zeminindedir. Otonomi, bu anlamıyla etikten bağımsızdır, biçimsel bir konudur, biçimde vuku bulan siyasetle ilgilidir ve doğası gereği ahlaki çelişkiler barındırır, hem o çelişkiler zemini üzerinde yükselir, hem de bir kaçış çizgisi oluşturur, tamamlanmaz ve yapıt üzerinde sürekli devinir.
Egemenlik, Kayıtsız Şartsız Kimin?
16 Kasım 2025 Pazar
Alman sağının 20. yüzyıldaki en etkili kuramcısı Carl Schmitt’in meşhur ifadesiyle “istisnaya karar veren, egemendir.” Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 6. maddesine göre ise “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Millet, egemenliğini Anayasa’da gösterilen esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenlik, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ, kaynağını Anayasa’dan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.” Yine Anayasa’nın 119. maddesi, OHAL’in Cumhurbaşkanı tarafından ilan edilebileceğini, bu kararın Resmî Gazete’de yayınlanacağını, aynı gün TBMM onayına sunulacağını hükme bağlar.
Ne Karanfil Ne Kurbağa
13 Kasım 2025 Perşembe
Otorite, had, sınır, tok-sik. Bir süredir yinelediğimiz sözcükler. Sergimizin ana ekseni babalarken, erkekliğin üzerimizde kurduğu baskıyı konuşurken ve yaşarken ifşa konusunu nasıl es geçebilirim? Sonuçta mesele yalnızca sanat işleri değil, onların içinden geçen, bize dokunan, bizi yaralayan ya da yüzleşmeye zorlayan deneyimler. Bazıları keşke olmasaydı dedirten. Bu anlamda benim de hafızamda duran, hâlâ alnımda izini taşıdığım şiddetli bir an var. Bazı şeyler yalnızca bize değil, çevremize de bir ağırlık yüklüyor. Yaşananları kötü niyete yormadan kendinizce hallettiğinizi düşünebilirsiniz ama bunu birileriyle paylaştığınız anda durum değişiyor. İçinizdekiler kelimelere döküldüğünde ve başkalarının yorumlarıyla karıştığında kafanız yeniden bulanıklaşıyor.
Ufkumuzdaki Hayaletler
14 Kasım 2025 Cuma
Oysa 19. yüzyılda yoksulların büyük çoğunluğu ailelerinin yanında genellikle sefalet ve pislik içindeki evlerinde ölüyorlardı. Bunun sebebi hem insanların yalnız olmaya daha az alışkın olmaları hem de ölümün ve ölmekte olanın ortak yaşam alanlarından dışlanmamış olmasıydı. Yoksul hanelerin tek göz odadan başka odaları da olmadığı için ölen kişi ailenin bir parçası olarak aşina olduğu mahalde ölüme teslim olurdu. Kibritçi Kız’ın bu sıra dışı ölüm biçimi ve anonimliği onu arafta salınıp duran sürgün bir hayalet haline getirir. O yüzden sadece trajik bir imge olarak değil çektiği sefalet ve ölüm şekli olarak da iki yüz yıl boyunca ısrarla alacağını talep eden bir hayalet olarak paçalarımıza yapışıp, camlarımızı, kapılarımızı taşlama hakkını elinde tutar.
New York’ta İhtiyatlı İyimserlik: Belediye Sosyalizminin Sınırları
12 Kasım 2025 Çarşamba
Son dönemlerde dünyada otoriter-sağ siyaset yükselişteyken, umudun kıvılcımlarının ulusal hükümetlerden çok kentlerde parlamaya başladığı sıkça dile getirilen bir yargı. Özellikle kimi büyük şehirler, hak ve özgürlükleri kısıtlayan merkezlere karşı birer aykırı şehir sığınağı olarak görülüyor. Donald Trump’ın seçilmesi sonrasında ABD’de birçok belediye yöneticisi, yerel yönetimleri “kurumsal direnç cephesi” ilan ederek Trumpçı gündeme karşı kalkan yaptı. Avrupa’da ise 2015’te İspanya’nın Barselona ve Madrid gibi kentlerinde “korkusuz şehirler” muhafazakâr merkezi hükümete meydan okuyarak mültecileri kucaklayıp özelleştirilen hizmetleri kamulaştırmaya yöneldi. Bu gelişmeler, ilerici kent yönetimlerinin küresel ölçekte nasıl umut odağı haline geldiğini gösteriyor.
Bağımsızlık ve Bağımlılık
11 Kasım 2025 Salı
Bilindiği gibi geçmişte Osmanlı İmparatorluğu iç ve dış borçlarını ödeyemeyince alacaklı ülkeler kurdukları Düyun-u Umumiye vasıtasıyla kendi Reji memurları ile vergileri toplamaya başladılar. Bu sistem aracılığıyla imparatorluğun en önemli gelir kaynağı olan tütün vergileri alacaklı ülkelerin kurduğu Reji şirketine bırakıldı ve Reji İdaresi silahlı kolcularla zorla vergi topladı. Reji kolcularının yaptığı zulüm ise “Gidelim gidelim Halil’im çökertmeye varalım / kolcular gelirse Halil’im nerelere kaçalım / teslim olmayalım Halil’im aman kurşun saçalım” örneğinde olduğu gibi türkülere dahi yansıdı. Ancak Yeşilay’ın videosunda bu gerçekliği ve Reji Şirketi’ni göremiyoruz.
Direnmenin Doğa Tarihi
10 Kasım 2025 Pazartesi
“Direnmek” fiilini biyoçeşitlilik üzerinden tartışırken, bu kavramın anlamını doğadan ilhamla yeniden düşünmeye çalıştım. Şunu fark ettim: doğadan öğrenilecek şeyler hâlâ çok, hem de sandığımızdan çok daha fazla. Bu metinde, katı kuralcılığın bireysel alanı nasıl daralttığını, politik öfkenin bu katılıkla nasıl beslendiğini ve biyolojik sistemlerde gördüğüm çeşitlilik ile esnek adaptasyon ilkelerinin bu yapısal sertliğe karşı nasıl bir model sunabileceğini tartışıyorum. Yaşam ağacının dalları, gezegenin tarihinde defalarca kez kırılmış; sonra yeniden yeşermiştir. Bazı dallar yaşamayı sürdürmüş, bazıları ise bir daha hiç var olmamak üzere kaybolmuştur. Bugün doğadaki direniş örneklerine bakarak, toplumsal umutsuzluklarımıza da ışık tutabiliriz belki. Ama oraya varmadan önce, doğanın kendi içindeki gizli çeşitlilik desenlerine bakalım; bu desenlerin tarih boyunca yaşamı nasıl ayakta tuttuğunu anlamaya çalışalım.
Adı Konulamayan Sürecin Birinci Yılında
7 Kasım 2025 Cuma
Öcalan’ın Türk kamuoyundaki kötü ünü nedeniyle, örneğin DEM Parti’nin yerine kurulacak bir partinin resmi başkanı olması belki de imkânsız. Ancak bu gerçekleşse bile, Öcalan gibi bir figürün yasal bir partinin başkanlığını layıkıyla yürütebilmesinin önünde çok daha başka güçlükler olduğunu unutmamak gerek. Her şeyden önce Öcalan’ın teorik-entelektüel konularda kendisine aşırı düzeyde duyduğu güvenin, kamuya açık bir şekilde yapılan siyasette sorun yaratacağı kesin. Öcalan, PKK hareketinin yegâne teorisyeni ve yegâne entelektüeli olarak, bu hareketin son kırk küsur yıldaki tüm teorik ve entelektüel birikiminin yaratıcısıdır. Bu birikimin büyük bir kısmı fazla bir önem taşımıyor da olsa, özellikle cezaevine girdikten sonra yazdıkları ile Kürt hareketinde etkin olan, onun terimiyle ‘ilkel milliyetçiliğin’ geriletilmesinde önemli bir rol oynadığı, böylelikle hareketin entelektüel dünyasında bir teorik sıçrama gerçekleştirdiği söylenebilir. Ne var ki kendisi de çevresi de bu teorik-entelektüel birikim ve yeteneği abartmaktadır.
Ama İmkânları Fakat Fısıltıları
5 Kasım 2025 Çarşamba
Batı’dan Türkiye’ye doğru biraz yavaş ve ağırdan da olsa sonunda yayılan politik doğruculuk tartışmaları kendi terimleriyle, kendi hashtagleriyle (#metoo) birlikte geldi ve kimlik siyaseti üzerinden genel olarak politikayı da etkiledi belki ama sanat dünyasını çeşitli etmenler sayesinde daha fazla belirledi. Kimi iptal kültürü diye ünlemler koydu, kimi bunu Türkçede bitirme kültürü daha iyi karşılıyor dedi noktalar koydu, kimi bu adlandırmanın kendisinin iptal edilmesi gerektiğini söyledi. Her halükarda meselenin başlangıç ve tanıtım aşamasında değiliz, coşkulu zirve günlerinde de değiliz, hatırı sayılır bir birikimin oluştuğu, pratiklerin istiflenebilecek denli çoğaldığı, geriye başı şöyle bir çevirip gelinen yola bakmak, neredeydik bir zamanlar şimdi neredeyiz demek, buradan hangi yollar uzandığını araştırmak aşamasındayız. Bu kapsamda bazı kriterlerin norm haline geldiği, etik olarak uygunsuz bulunan sanatçıların bazen dalgalar halinde bazen tek tek bitirilmelerine doğru evrilen sanat dünyası pek çok hayati soru üretti.