Politik Şeyleri Tasniflemek: Komplocu Düşünme
4 Kasım 2025 Salı
Mitler, toplulukların değerlerini, inançlarını ve dünya görüşlerini aktarırken, gerçeği dönüştürür. Komplolar ise gerçekliğe gölge gelişen olaylara yönelik şüpheleri ve alternatif açıklamaları vurgular. Komplo teorileri, genellikle mevcut düzeni sorgular ve gizli güçlerin eylemlerine odaklanırken, bu iki kavram arasındaki etkileşim, bazen mitlerin komplo teorileri için bir zemin hazırlaması veya komplo teorilerinin mitolojik anlatılarla beslenmesi şeklinde görülebilir. Mitler ve komplolar, belirsizlikle başa çıkma ve anlam arayışının farklı tezahürleridir. Bu nedenle de hem akademik dünyada hem de kamuoyunda sıkça göz ardı edilen bir perspektif sunar. Özellikle Türkiye bağlamında, komplo teorilerinin siyasal söylemin ayrılmaz bir parçası olması; Gezi Direnişi, 15 Temmuz Kalkışması ve sonrasındaki popülist-otoriter dönüşüm gibi kritik olaylarla ilişkilendiren düşünsel yapısı kitabın ayırt edici yönünü oluşturur.
Çirkin Üvey Kardeş: Bir Masalın Karanlık ve Hüzünlü Aynası
2 Kasım 2025 Pazar
Yüzsüz düşünülemeyen ve günümüzde anlamını yitiren güzellik anlayışı çağlar boyunca dönemden döneme farklılık göstermiştir. Şu da var ki; bakıldığı anda görülen yüz, bakan özneyi aynı zamanda bir nesneye de çevirir. Yüz takındığı varlıksal donanımla kendini ötekine teşhir eder. Teşhirin getirdiği ise yüz ve yüze uygulanan müdahalelerin pornografiye varan gerçekliğidir. Kendini sergilemekten imtina etmeyen yüz estetize edilmiş güzelliğin aracı haline gelir. Bu, bir yüzün dişi veya erkek yüzü olma ayrımından değil ideal bakışın erkek olmasından kaynaklıdır. Ötekine bağımlı bir güzellik anlayışının altında yatan da budur zaten.
Emojiler Dünyasında Dehşet: Adolescence
1 Kasım 2025 Cumartesi
Adolescence (2025) dizisinde on üç yaşındaki Jamie, bir sabah erkenden gözaltına alınır. Ani bir baskınla evlerinde huzurları kaçan o ve ailesi seyircide suçsuz olduğu fikrini yaratır. Yaşıtı Katie’yi yedi kez bıçaklayarak öldürebilecek bir çocuğun, karşısında polisi görünce altını ıslatması ve karakola giden yol boyunca ağlaması ortada bir yanlış anlama olduğu fikrini yaratır. Anne, baba ve kız kardeş de sabahın bu erken vaktinde oransız polis şiddetine anlam veremezler. Gözaltına alınan küçük zanlı, babası ve çeşitli polis memurlarıyla karakolda bir odadan diğerine geçer. Bu işlemler sırasında kimse kötü niyetli görünmez. Herkes yönetmeliklere uygun şekilde reşit sayılmayan bir çocuğun gözaltı sürecinin gereklerini yerine getirir.
"Zarların Hileli Olduğunu Herkes Biliyor"
30 Ekim 2025 Perşembe
Siyasal iktidarın meşruiyet krizine karşı, muhalefet figürlerinin kriminalize edilmesi tesadüfi değildir. Bu süreç, Gramsci’nin “hegemonya krizi” kavramı çerçevesinde okunmalıdır. Egemen sınıflar, kriz dönemlerinde hegemonyalarını sürdürmek için rıza üretmek yerine zorbalık aygıtlarını devreye sokarlar. Casusluk gibi “akıl dışı” olarak nitelendirilen suçlamalar, bu hegemonik zorbalığın bir tezahürüdür. Toplumsal rıza üretilemediğinde, devlet aygıtı, muhalefeti düşmanlaştırarak “iç düşman” söylemini yükseltir. Bu, milliyetçilik, din ve aile gibi temalarla desteklenir. Devlet aygıtı meşruiyetini dış tehdit ve komplolarla kurmaya çalışır. “siyasal casusluk” gibi suçlamalar, sistemin krizini örtmek için ortaya atılan ideolojik kurgulardır. Casusluk suçlaması gerçek bir tehditten değil, sistemin gerçeklik krizinden kaynaklı bir suçlamadır.
Kuzey Kıbrıs Seçimleri Üzerine: Vesayet, Sınıf ve Kimlik
28 Ekim 2025 Salı
Yani savaş sonrası dönemin ganimet ve memuriyet merkezli yapısı ortadan kalkmadı; ama neoliberal bir rant rejimi zenginleşmenin yeni aracı haline geldi. Bu yeni birikim modeli, vesayeti ortadan kaldırmak bir yana, onu daha derin bir biçimde yeniden üretti. Türkiye’den gelen bütçe transferleri ve yardım paketleri hâlâ önemli olmakla birlikte, esas bağımlılık artık dış sermaye, mülk piyasası ve hizmet sektörleri üzerinden toplumsal dokunun içine yerleşmiş durumda. Para akışları, ‘devlet’ kanallarını aşarak doğrudan tüketim kültürünü, mekânsal örgütlenmeyi, gündelik yaşam pratiklerini ve toplumsal hiyerarşiyi biçimlendiriyor. Bu dönüşüm, eski birikim rejiminin asli failleri olan memur sınıfını da hızla erozyona uğratıyor.
Modern Zamanların En Sarsıcı İcadı olarak Marksizm
27 Ekim 2025 Pazartesi
Marksizmin İcadı’nda Christina Morina bazısı hayatının bir bölümünde bazısı son nefesine dek kendisini Marksist sayan ver her halükarda “dünyayla meşgul olan” dokuz ismin kişisel tarihi üzerinden bir kuşağın tasvirine girişiyor. Tasvir ve tasnifin bir arada olduğu kitapta izi sürülenlerin çoğu Marksist literatürü bilenler bakımından tanıdık: Karl Kautsky, Eduard Bernstein, Rosa Luksemburg, Victor Adler, Jean Jarues, Jules Guesde, Peter B. Struve, Georgi Plehanov ve Lenin. 1845-1870 arasında Almanya, Avusturya-Macaristan, Fransa ve Rusya’da doğan sekizi erkek dokuz isim, onları özveri hareketi olarak tanımlayan yazarın nazarında “Marksizmin entelektüel kurucu neslinin mensu”pları ve aynı zamanda “Marksizmin altın çağı”nın şekillendiricileri. Adı geçenlerin “havari” addedilmesi mümkün.
“Ve Donar Çılgınlığımız”: Hazzın Politik Ekonomisi ve Alışılmış Olağanüstü Haller
24 Ekim 2025 Cuma
Deliliğin bir övgüsünü ve güzellemesini yapmaktan öte, ölümün ve sıtmanın aynı anda gösterilerek ne tam bir ölüm ne tam bir yaşam vaadinin mümkün olduğu söylemek gerek. Ölmemiş, ölememiş ancak yaşayamayanlar da olarak, yas sürecini tamamlayamadığımız için melankolik ve nevrotik hallerden hallere düşerek kendimizi bir ölüm ve yaşam provası olan sürekli uyku halinde bulduğumuz sınırlardan bahsedebiliriz ancak. Zombileşiyoruz. Zombileşiyoruz, çünkü olağanüstü hallere alıştık. Ölüm sarsıldı, bedenler kayıp ve mezarlar çoktan sular altında kaldı. Evler yıkıldı, çadırlar açılıp kapanan acil durum şemsiyelerine döndü. Yüzlerde sadece gözleri kalan bir suretin baktığı ama hiçbir zaman görmediği dünya kayıtsızlıkla sürüp gidiyor. Bu sınırı en iyi Lynch sinemasından, hayalî kasabaları da hatırlatan (Lars von Trier’in Dogville filmi gibi) bir evrende gerçekleşen gündelik olayların fizik ve metafizik neden ve sonuçlarından tanıyoruz.
İdealler ile Çıkarların Kıskacında: Kitap Çevirmenlerinin Örgütlenme Deneyimi Üstüne Notlar
21 Ekim 2025 Salı
Koşullardan kaynaklı zorluklardan biri de örgütlenmenin amacıyla ilgili tasavvurlar. Bir yanda örgütlenmeyi solun düşünce ve siyaset geleneği açısından bir “farz” olarak görenler, yani örgütlenme bilinci olanlar hâlâ bulunuyor; bir yanda da bu tür örgütleri ancak somut faydaları, yani üyelerine sunduğu bir bakıma kısa veya orta vadeli çıkarlar açısından değerlendirenler oluyor. Bu bakımdan örgütleme çalışmasının zorluğu, idealler ile çıkarları uzlaştırmakta, örgütleyenlerin ve bir kısım üyenin idealleri ile örgütlenenlerin çıkarları arasında denge kurmakta yatıyor: “Üye olacağım da ne olacak? Elime ne geçecek?” sorusunu önemsemezseniz, sırf dayanışma gibi idealleri veya türlü cennet vaatlerini öne çıkararak üye çekmeye çalışırsanız, büyük ölçüde başarısızlığa uğrayacağınızı öngörmek zor değil.
Niyazi Sayın'ın Musikisi
20 Ekim 2025 Pazartesi
Niyazi Sayın’ın sadece bir neyzen olmadığını onu biraz tanıyan herkes bilir. Ressamdı, tabloları vardır, geleneksel sanatlarımızdan ebrunun da ressamıydı; ney imal ederdi; fotoğrafçıydı…Tesbih dizmek, sedef kakmacılık, ağaç işleri, marangozluk, tornacılık, çiçekçilik, kuşçuluk da onun merakları arasındaydı. Evine bir kez uğrayan herkes o evin bir müze olduğunu hemen görürdü: bir yığın halindeki sanat eserleri, hatlar, levhalar, yazma kitaplar, eski plaklar, eski radyo programlarının kayıtlı olduğu sıra sıra makara bantlar... Sonra, Tanburi Cemil’in evi yıkılırken onun evinin enkaz altında kalan ahşap penceresinin pervazı. Yemek pişirmesini bilir, iyi pişirdiğine inandığı yemekleri misafirlerine ikram ederdi.
Bir Ekolojik Dayanışma Geleneği: Manda Festivali üzerine Dört Ayaklı Şehir Derneği’nden Nazım Çapkın’la Söyleşi
19 Ekim 2025 Pazar
Manda Festivali, İstanbul’un kuzeyinde yer alan sulak alan ekosistemlerinde yaşamını sürdüren su mandalarının ve onlarla birlikte var olan kırsal toplulukların ekolojik, kültürel ve toplumsal önemini görünür kılmayı amaçlayan bir buluşmadır. Bir etkinlik olmanın yanı sıra, kent ile doğa arasındaki kopuk bağları onarmaya yönelik bir kamusal karşılaşma alanı olarak düşünülmüştür. Festival, bölgedeki üreticiler, çevre savunucuları ve kültür aktörlerinin bir araya gelmesiyle doğdu. Her yılın Eylül ayında, İstanbul’un kuzeyinde kalan son meraların ve göletlerin çevresinde düzenleniyor. Bu yıl itibarıyla dördüncü kez gerçekleştirilen festival, zaman içinde bir ekolojik dayanışma geleneğine de dönüştü. Mandalar, festivalin merkezinde yalnızca bir tür olarak değil; suyun, toprağın ve ortak yaşamın sürekliliğini temsil eden bir canlı olarak yer alıyor. Dolayısıyla festival, türler arası bir dayanışma çağrısı yapıyor: mandalarla, köylülerle, kuşlarla, sazlıklarla, insanlarla ortak bir yaşamın imkânını merkezine alıyor.
Barış Süreçlerinde Riskler ve Fırsatlar: Çözüm Süreci Müzakereleri Üzerine Bir Değerlendirme
18 Ekim 2025 Cumartesi
Öte yandan iktidar şu anki maksimalist pozisyonu olan SDG’nin Suriye’de silah bırakması isteğinden vazgeçse bile, PKK’nın, Türkiye’nin Suriye’ye askeri bir operasyon yapmayacağına dair bir garanti almadan silahlarını gerçek anlamda bırakacağını düşünmüyorum. Bu da klasik bir taahhüt sorununu gündeme getiriyor. Dünyadaki örneklerde bu tip sorunlar genelde üçüncü tarafların arabuluculuğuyla ve garantörlüğüyle aşılıyor. Ancak bugün böyle bir üçüncü taraf rolü üstlenebilecek bir güç görünmüyor. ABD’nin bu rolü üstlenmesi teorik olarak mümkün olsa da, Washington’un bölgedeki önceliklerinin değişmesi ABD'nin gelecekte SDG'ye desteğinin devam edeceğine dair bir garanti olmaması -ki Kürtlerin ABD tarafından yüzüstü bırakılmaların uzunca bir tarihi var- ve ABD’nin Türkiye’deki iktidarın politikalarını ciddi anlamda etkileyebileceğinin şüpheli olması, hem Türkiye’nin hem SDG’nin ABD’nin garantörlüğünü samimi olarak kabul etme ihtimalini zayıflatıyor.
Nobel’in Hatırlattığı Şey: Bilimde Nitelik ve Bilgelik
17 Ekim 2025 Cuma
Nobel ödülleri açıklandı. Bu yıl yine değerli bilim insanları ödüle layık görüldü. Ancak her zamanki gibi, ödüllerle birlikte tartışmalar da alevlendi. Barıştan bilime, siyasetten temsile uzanan bir yelpazede Nobel’in kendisi bir kez daha ‘nitelik’ ile ‘gösteri’ arasındaki çizgiyi sorgulatıyor. Bu yılki Barış Ödülü, örneğin, bir kez daha politik manipülasyonların gölgesinde kaldı. Venezüellalı siyasetçi Maria Corina Machado’ya verilen ödül, Trump’tan Netanyahu’ya uzanan bir güç hattında, barışın bile siyasetin aracı olabileceğini gösterdi. Aynı zamanda yabancı basında da şu soru vardı: “Barış ödülünün anlamı ne zaman yitirildi? Bu tartışmalar, bilimin alanına da ayna tutuyor. Çünkü Nobel artık yalnızca başarıyı değil, görünürlüğü de ödüllendiriyor. Oysa bilimde nitelik, ödül komitelerinin takdirinden önce gelen bir şey; istatistiklerden, sıralamalardan ya da kamuoyunun heyecanından bağımsız bir kavram.
Iskarta: Bir Talanın Hikâyesi (ya da Özgür Filistin)
15 Ekim 2025 Çarşamba
Seymen’in “MisPrintCe” işi, Belçika Kralı 2. Albert’ın çocukluğunun görsellerinin yer aldığı biri hatalı olan pullardan meydana gelmektedir. Sanatçı “MisPrintCe” işinin felaketle kurduğu birkaç ilişkisi olduğuna değinir. Bunlardan biri sömürgeciliktir; Belçika’nın Kongo’ya uyguladığı dehşet verici şiddettir. Bir diğeri 2. Albert’ın durumudur. Sömürgecilikle elde edilmiş bir servetin ve hanedanın veliahtı olmanın hareket alanını sınırlaması sanatçıya göre insanın başına gelebilecek en kötü şeylerden biridir. Üçüncü olarak Seymen hatalı kopyaya değinir. Hatalı kopya, matbaa dünyasının felaketidir. Ancak ıskartaya çıkması gereken bu hatalı kopya, akıl almaz fiyatlara satılan bir metaya dönüşür. Sanatçı, “MisPrintCe” işinin hemen önünde yer alan “Iskarta” işiyle böylece diyaloğa girdiğini belirtir. “MisPrintCe” işinde hatalı olanın değerlenmesi “Iskarta” işinde ise değerli olarak kabul edilenin değersizleşmesi söz konusudur.
M.Ö. 4004’ten Derin Zamana: Bilimin Dönüştürdüğü Kutsal Dünya Görüşü
14 Ekim 2025 Salı
Batı düşünce tarihi genellikle büyük kırılmalarla anılır: Kopernik, Newton, Darwin. Ancak bu devrimlerin her biri, yüzyıllar süren ve geleneksel inanç sistemleriyle bilimin bulgularını uzlaştırma çabalarının ürünüydü. Darwin’in evrim kuramından önceki dönem, bir “bilgisizlik çağı” olmaktan ziyade, kutsal metinlerin literal yorumlarıyla doğa gözlemlerini bağdaştırmanın giderek zorlaştığı, derin bir entelektüel gerilim dönemiydi. Carolus Linnaeus gibi dönemin önde gelen doğabilimcileri, kutsal metinlerle doğa gözlemlerini uzlaştırmaya çalışırken, türlerin başlangıçta ekvatora yakın konumdaki tek bir dağ üzerinde yaratıldığı varsayımına dayanıyordu. Bu varsayıma göre, tüm türler "Paradiscal Dağı" (Cennet Dağı) olarak adlandırılan bu kutsal merkezden dünyaya yayılmışlardı. Linnaeus ayrıca bu kutsal merkezi, Nuh'un Gemisi'nin indiği yer olduğuna inanılan Ağrı Dağı ile ilişkilendirmişti.
Saf Aptallığın Eleştirisi – İkinci Trump Devrini Anlamak
12 Ekim 2025 Pazar
Toplumsal ölçekteki aptallık, artık bireylerin zihinsel kapasite eksikliğine indirgenemeyecek bir olguysa, o hâlde mutlaka iyileştirilebilir de olmalıydı. Arendt, hem aydınların hem de “halkın”, muhakeme yetilerini kullanmayı bırakıp, ezberlenmiş sözleri tekrarlamayı ya da sadece emirlere uymayı tercih ettiğini düşünüyordu. Ama bu eğilimi normalleştiren sosyal ve siyasal koşullar nelerdi? Arendt’e göre bunun temel nedeni, insanların düşünmek için dışarıdan bir talimat beklediği bir toplum modeliydi – ki bu, totaliterliğin ayırt edici özelliklerinden biriydi. Aptallığın bu toplumsal modeli –yani Orwellvari biçimde beyni yıkanmış, itaat etmeye programlanmış bireyler imgesi– çağdaş otoriterliğin bir betimlemesi olarak yüzeysel bir ikna gücüne sahip olabilir. Ama bu, 20. yüzyılın sonlarında biçimlenen liberal toplumların temel bir boyutunu gözden kaçırır. Zira burada muhakeme yetisi doğrudan diktatörlükle değil, kişisel olmayan ve “aşırı zeki” veri toplama ve analiz sistemlerine havale edilerek devre dışı bırakılmıştır.
Bir Unutturmama Davası: 10 Ekim Ankara Katliamı
10 Ekim 2025 Cuma
18 Mayıs 2015’te HDP Adana ve Mersin il binalarına bombalı saldırı ile ilk startını veren, 5 Haziran 2015 HDP Diyarbakır mitingi, 20 Temmuz 2015’te Suruç, 10 Ekim 2015 Ankara, 20 Ağustos 2016 Antep düğün katliamları, IŞİD’ in Antep-Adıyaman hücrelerinin bu işle görevlendirilmiş üyelerinin Türkiye’deki işbirliği mekanizmaları ile gerçekleştirdiği katliamlardır. Sanıklar arasındaki bağlantıları gösteren kayıtlara, sanıklardaki ortaklaşmaya rağmen, soruşturma ve kovuşturma makamları, emniyet ve istihbaratın çizdiği sınırları aşmadı ve her bir katliam bağımsız bir olay gibi değerlendirildi. Gerekçeli kararlarda da buna özen gösterildi. Yargının bu tutumu, katliamlar arası bağlantıların işaret ettiği işbirlikçilik, suça iştirak hallerinin siyasi tabloyu dahi değiştirecek güçte olabileceğine dair şüpheleri arttırdı.
Barış Ayrıcalığı ve 10 Ekim Anıt Ağaçları (II)
9 Ekim 2025 Perşembe
2021 boyunca Ankara Büyükşehir Belediyesi ile meslek örgütleri ve 10 Ekim Ailesi proje detaylarını görüşmeye devam etti. Projenin uygulanabilmesi için gerekli planlama, teknik raporlar ve kurullara başvurular hazırlandı ve süreç görece olumlu seyretti. Katliamın 6. yılına kadar Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin UKOME ve Koruma Kurulu’ndan alacağı idari izin süreci devam ederken, projede yer alan 103 Mabet Ağacı’nı temin etti. Katliamın 6’ncı yıldönümü 50’ye yakın Mabet Ağacının Ankara Garı önüne saksılar içerisinde getirilecek ve proje tamamlanana kadar 8 ağaç burada kalacaktı ancak 9 Ekim’i 10’una bağlayan gece saatlerinde fidanlar Ankara Valiliği tarafından “izinsiz olduğu” gerekçesiyle kaldırıldı. 10 Ekim’in 6. yıldönümü anması öncesinde ağaçların gece vakti kaldırılmasına/“gözaltına alınmasına” dair Valilikle yapılan görüşmeler sonuçsuz kaldı.
Uluslararası Soykırım Araştırmacıları Derneği’nin Gazze’ye İlişkin Kararı
7 Ekim 2025 Salı
Holokost ve Soykırım Çalışmaları ile Uluslararası Hukuk alanlarında çalışan çok sayıda İsrailli, Filistinli, Yahudi ve diğer akademisyen de İsrail’in devlet ve ordu düzeyindeki eylemlerinin soykırım teşkil ettiğini belirtmiştir. Uluslararası sivil toplumun, devletleri Soykırım Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmeleri için teşvik etme ve bu sürece destek olma yoluyla, soykırımı önleme sorumluluğu bulunmaktadır. Tarihte birçok örnekte olduğu gibi, bu durumda da “güvenlik önlemi” adı altında yapılan uygulamaların, bir gruba yönelik kitlesel katliam ve soykırımı meşrulaştırma amacı taşıdığı açıktır. Bu nedenle, Uluslararası Soykırım Araştırmacıları Derneği, İsrail’in Gazze’deki politika ve uygulamalarının, 1948 tarihli Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi’nin II. maddesinde tanımlanan soykırım suçu kapsamına girdiğini ilan eder. Bu eylem ve politikaların, uluslararası insancıl hukuk ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Roma Statüsü uyarınca savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar oluşturduğunu ilan eder.
Üçüncü Mekânların Politik Hafızası: Kahvehane, Birahane, Meyhane
4 Ekim 2025 Cumartesi
ODTÜ’den bir arkadaşımın davetiyle yola çıkmak üzere olduğum Münih’teki Oktoberfest, bu satırları yazmama vesile oldu. Münih çoğu kişinin zihninde Nazi mitinglerinin yapıldığı bira salonlarıyla özdeştir. Gerçekten de uzun yıllar faşistlerin simge sahnesiydi. Ama aynı şehir, 1918 Kasım Devrimi ve 1919’daki kısa ömürlü Bavyera Sovyet Cumhuriyeti’yle, bir dönem sosyalist hayallerin de başkentiydi. Beni en çok düşündüren şey, bu iki karşıt kutbun aynı mekânlarda —bira salonlarında— nefes alması oldu. Bir gün Hitler’in yandaşları, ertesi gün işçi konseyleri aynı duvarlar arasında toplanıyordu. Bu çarpıcı kesişmeden yola çıkarak, Avrupa ve Anadolu coğrafyasındaki kahvehane, birahane ve meyhane kültürünün politik sosyalleşmedeki önemini ve kolektif hafızamızdaki izlerini anlatmaya çalıştım.
Sınırlar
2 Ekim 2025 Perşembe
Skala Eresoú, Midilli adasının güney batısında göz alabildiğince uzanan bir kumsal. Hızla derinleşen denizi ve hiç durmayan esintisi ile yaz sıcağında bunalmadan tatil yapmak isteyenler için çok uygun bir yer. İki kilometreyi aşan bu uzun sahil, dinmeyen rüzgârı nedeniyle su sporları için de ideal. Sahilin orta bölümünün sol yanında ağırlıkla adölesanlar sörf, katamaran ve kano yaparlarken; biz yetişkinler, hemen yan tarafta, ince bir ip sınırla ayrılmış bölümde yüzmenin tadını çıkarmaktayız. Sarı renkli ipin var ettiği o ince sınır, su sporları yapanlarla yüzenleri ayırıyor. Kimse o sınırı ihlal ederek ötekinin rahatını kaçırmıyor.
Rashid Khalidi ile Filistin üstüne söyleşi: "Boyun kılıçla nasıl müzakere eder?"
30 Eylül 2025 Salı
İsrail seçkinleri, savaşın nasıl sona ereceği ve eğer bir “ertesi gün” gelirse Gazze’de ne yapılacağı konusunda haklı sebeplerle bölünmüş durumda. Savaşın başında, çok sayıda insanı –Mısır’a ve belki Batı Şeria’dan da Ürdün’e– sürerek Nakba’yı tamamlamayı umdukları açıktı. Blinken’ı, bu kirli işi halletmek için Mısır’a, Ürdün’e ve Suudilere gönderdiler – rica minnet bu planın uygulanmasına izin vermelerini istediler. ABD hükümetinin, Filistin’in daha da etnik temizliğe uğratılması yönündeki bir İsrail planına aktif katılımı, Amerikan tarihinin en iğrenç sayfalarından biridir. Blinken ve Biden için bu, sonsuza dek utanç verici bir leke olacaktır. 1948’de Washington etnik temizlik yapılmasını istemedi, her ne kadar Truman yaşananları görmezden gelip, zorla çıkardığı BM Bölünme Planı kararına sahip çıkmamış olsa da. Ama bu sefer durum farklı ve çok daha kötü. Bu, Washington’un aktif olarak İsrail’in soykırımına destek vermesi ve Filistin’in bir bölümünde yapılan etnik temizliği pazarlamaya çalışmasıdır.
Gültepe: Özerklik Deneyimi ve Sol Mücadele
28 Eylül 2025 Pazar
Yavaş yavaş ilk gecekondular inşa edilmeye başlandıktan sonra 1960’ların başında nüfusu otuz binlere dayanmıştı ama elektrik hâlâ lükstü ve koca koca mahalleler gece olunca karanlığa gömülüyordu. Su sıkıntısı kangrenleşmiş bir sorundu ve bunun üzerine düzgün bir kanalizasyon sisteminin olmaması da yerleşimcilerin belini büküyordu. Bir tür öteki İzmir’di. Ulaşım sistemi mevcut olmadığından sabahleyin aşağı şehre hayatını kazanmaya yayan inenler, evlerine dönerken de dik yokuşları iman gücü ve peygamber vitesiyle aşmaya çalışıyor, mesaiye her gidiş dönüş belde sakinlerine hac yolculuğuna benzer külfetleri yaşatıyordu. İlk belediyelik oluştuğunda da seçimle gelen başkanların ödenek almak için İzmir belediyesinin kapısını aşındırmaktan başka çaresi yoktu. Gerçekten öyle miydi? Başka bir çıkış yolu dünya üzerinde yok muydu? Cevabı Lawrence Pratchett’e dayanarak Gülpınar veriyor: Merkezi müdahaleden azade olmak, belirli sonuçlar üreten iradeye sahip olmak, yerel kimliği yansıtmak. Peki Gültepe sonraki yıllarda bu özerklik tanımına uygun bir şeyler yapabildi ve başarılı oldu mu? Cevabı kitapta.
Makinenin Ritminden Fosil Çağa: Enerjinin Ekolojisi
26 Eylül 2025 Cuma
Sanayi 1.0’ın buharıyla başlayan yolculuk, Sanayi 2.0’da elektrikle hızlandı; Sanayi 3.0’da petrol ve kimyasallarla küreselleşti. Bugün geldiğimiz noktada, bu enerji rejimlerinin toplam sonucu olarak iklim kriziyle yüz yüzeyiz. Ekolojik imparatorluktan modern kapitalizme uzanan çizgi aslında tek bir ders veriyor: Doğa, kapitalizmin “arka planı” değil, en kalıcı aktörüdür. Buharın, elektriğin, petrolün ve fosil yakıtların hepsi, ekosistemlerin sınırlarını aşındırdıkça krizleri tetikledi. Nil’in taşkınlarıyla sarsılan Osmanlı ile karbon emisyonlarıyla boğuşan 21. yüzyıl dünyası arasında bu açıdan doğrudan bir süreklilik vardır. Antroposen çağında esas soru şudur: Enerji rejimlerimizi doğa ile müzakere içinde yeniden kurabilecek miyiz? Yoksa büyüme adına ekosistemleri zorlamaya devam mı edeceğiz? Kapitalizmin tarihsel deneyimi bu soruya yanıt veremiyor; fakat ekolojik tarih bize şunu hatırlatıyor: Tabiatın ritmi olmadan hiçbir uygarlık uzun süre ayakta kalamaz.
Kanun Yoluyla Tahakküm
24 Eylül 2025 Çarşamba
Türkiye’de iktidarın bazı kritik ve tartışmalı konuları yargıya havale ederek sorumluluk almaktan kaçındığı durumlar da gözlemlenmektedir. İktidar böylece hem hedefine ulaşır hem de “bu kararı biz değil, mahkeme verdi” diyerek siyasi maliyeti azaltmayı amaçlar. Bunun güncel bir örneği, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılması davasıdır. Bu sayede, eğer HDP kapatılırsa iktidar “kararı yargı verdi” diyebilecek; kapatılmazsa da “yargı takdiri böyleymiş” diyerek sorumluluktan kaçınabilecektir. Dava halen AYM’de sürüyor ve iktidar kanadı, AYM’yi açıkça etkilemeye çalışsa da nihai kararın yargıda verilmesi sayesinde kendini formel olarak sürecin dışında tutmaya gayret ediyor. Benzer biçimde, 2019 İBB Başkanlığı seçiminin iptali de tartışmalı bir karardı ve bunu iktidar Yüksek Seçim Kurulu (YSK) eliyle yaptırdı. Yani büyük bir politik kumarı, bir yargısal kurum olan (ve yargıçlardan oluşan) YSK üzerinden oynadı.