Post-modern Bir “Katechon”: Trump ve Trumpizm
22 Aralık 2025 Pazartesi
Trump bir yandan “barışı getirdim” söylemleriyle ABD’nin deniz aşırı taahhütlerinden ve uluslararası anlaşmalardan izolasyonist bir dürtüyle maliyetsiz bir çekilmeyi tasarlarken, Schmitt’in perspektifiyle “haklı savaş” doktrinini terk etmiştir. Buna karşın müthiş bir sembolik gösterge olarak 5 Eylül 2025’te Pentagon’un isminin Savunma Bakanlığı’ndan Savaş Bakanlığı’na dönüştürülmesi, siyasi-ideolojik bir yeniden çerçeveleme biçiminde “eşit düşman”ın adını koyma ve tarihsel düzlemi yeniden bu ilişki düzeyine çekme anlayışının başlangıcıdır.
Leyla Zana, Tribünler ve Toplumsal Barış
21 Aralık 2025 Pazar
Unutmamak gerekir ki çözüm sürecinin başarısı veya başarısızlığı aynı zamanda tribünlerde, sokakta, sosyal medyada ve meydanlarda inşa ediliyor. Toplumsal barışın kaderi, büyük müzakere masaları kadar, belki onlardan da fazla, gündelik hayatın bu sıradan ama belirleyici alanlarında şekilleniyor. Bir aradalığın zemini, tam da en "önemsiz" görünen anlarda kuruluyor ya da yıkılıyor ve işte tam da bu nedenle, Bursaspor tribünlerinde yaşananlar, çözüm sürecinin geleceği açısından hiç de "küçük" bir olay değil.
"Nasıl Anlattığımızı Anlattığımız Şeyden Daha Çok Önemsiyorum"
20 Aralık 2025 Cumartesi
Ben şahsen nasıl anlattığımızı anlattığımız şeyden daha çok önemsiyorum. Hatta daha da çok anlatma eyleminin kendisini, anlatana ve dinleyene bu anlatım sürecinde neler olduğunu. Yeryüzünde yüzyıllardır yaşanan, anlatılan belli sayıda hikâye var. Yani aslında anlattığımız hikâyelerin özünde tekrar ettiğine inanıyorum. Bu ilk bakışta ömür boyu biricik olmanın peşinde koşan insanın canını sıkacak bir inanç ama bu durum biricikliğimize helal getirecek bir şey değil, eğer asıl mesele nasıl anlattığımızsa.
O Gün...
18 Aralık 2025 Perşembe
Hekimler ile hasta ve yakınları arasına giren azarlanma, tehdit edilme, suçlanma ve mahkeme korkusudur hekimleri bu noktaya taşıyan. Genç meslektaşlarım, böylesi hukuki süreçlerin yaşanıp yaşanmadığını çok bilmeseler de, böylesi davalardan varsa ceza almış hekimleri hiç görmemiş olsalar da malpraktis kavramının yarattığı mahkeme ve ceza kaygısıyla, istemedikleri halde çekinceli bir tutumla ve kendilerini korumak önceliğiyle icra ediyorlar hekimlik pratiklerini -hemen hepimiz gibi.
Geri Çekilen José Ortega y Gasset Dalgasından Kalanlar
16 Aralık 2025 Salı
Bu sene meşhur filozof ve kültür hayatımızda silinmez iz bırakan José Ortega y Gasset’in (9 Mayıs 1883-18 Ekim 1955) vefatının yetmişinci yılı. Bu yazıda daha ziyade kitleler merkezli eseri ve kimi denemeleriyle tanınan Gasset’in Türkçedeki seyri belli boyutlarıyla ortaya konmaya çalışılacaktır. Hemen söylemek gerekir ki Gasset en keskin değişimlerin yaşandığı 1960’lı yılların ikinci yarısından itibaren ama esas olarak 1990’lardan sonra kültür hayatımızda önemli izler bırakan simalardan. Bu iki döneme Gasset odağında bakıldığında kendi içinde kesintilerle ilerlediği ve 2000’lerden sonra süreklilikler görülse de filozofa yönelik ilginin bir önceki on yıla nazaran tavsadığı düşünülebilir.
CHP’nin Programı İktidar Getirir mi?
14 Aralık 2025 Pazar
CHP, Kasım sonunda yaptığı 39. Olağan Kurultayı’yla parti programını yeniledi. CHP’nin yeni programını herkes kendi bulunduğu ideolojik cepheden eleştirdi. Şüphesiz bu eleştirilerin hepsi ayrı ayrı kıymetli. Ancak ben bu makalede parti programı ve partinin yeni kadrolarını CHP’nin bütün muhalefeti bir araya getirme, alternatif sesleri susturmasa da en azından marjinalize etme argümanı üzerinden bir değerlendirmeye tabi tutacağım: “Öncelik bu iktidardan kurtulmak… Şimdi ‘ideolojik bakma’ zamanı değil…” Anlaşılabileceği üzere bu iddia, bütün çıkarlardan, çıkar gruplarından, pazarlıklardan ve kişisel ihtiraslardan bağışık, adeta kendisini memleket için ateşe atan bir siyasetçi profili anlatısına dayanır. Elbette kendisini bizler için ateşe atan “seküler azizlerimiz” anlatısının bir karşılığı olmalıdır.
Kanzi Fenomeni: İçi Boş Bir Nefret Öznesi
12 Aralık 2025 Cuma
Türkiye’nin sosyal medya gündemine son dönemde oturan "Kanzi" meme’i, ilk bakışta politik bir hiciv gibi görünse de, derinlemesine incelendiğinde sınıfsal bir körlüğün ve kültürel ırkçılığın yeni bir tezahürüdür. Özellikle X platformunda sıklıkla karşılaştığımız bu tabir, genellikle devletçi refleksleri olan gençlere atfedilmekte. Fakat burada sadece bir "internet şakası"ndan değil; Twitch yayıncılarının ve belirli odakların domine ettiği, öfkesi kontrol altında tutulan bir gençlik kitlesinden bahsediyoruz. Ekonomik krizin vurduğu, ev-araba alma hayali elinden alınmış "ev genci" için sosyal medyada polemiğe girmek ve devletin gücüne tapınmak, aslında kendi kırılganlığını örtmek için giydiği bir zırhtır. Sosyal medya algoritmaları, 10-15 saniyelik agresif, vurucu ve bağlamından kopuk edit videolarıyla bu gençleri kolayca manipüle edebilmektedir.
Hep Arada Olmak, “Öylesine” Kalakalmak: Askıdaki Egemenlik
10 Aralık 2025 Çarşamba
Yakın zamanda dozu gittikçe artan egemenlik tartışmalarına bakıldığında, reaksiyonel bir düşüncenin hakim olduğu öne sürülebilir. Kıbrıslı Türklerin özellikle son 70 (1955’i bir milat alacak olursak) yılda nereden nereye nasıl “savruldukları”na bakıldığında, konuyu ne salt kolonizasyona, ne de salt milli mücadeleye indirgemek doyurucu bir açıklama sunmuyor. Aksine, her iki argüman birçok bakımdan kendi içinde tutarlılıklar barındırsa da, resmin tamamına bakıldığında, var olan durumun karmaşıklığını açıklamakta yetersiz kalıyor. Özellikle “milli mücadeleci” cenah, Kıbrıs sorununu salt bir savunma ve sonrasında “zafer”le taçlandırırken, bırakın iğneyi, hiçbir şeyi kendi toplumuna batırmayarak herşeyi Kıbrıslı Rumlar’ın üzerine yığarak, “mağdur” bir halktan “mutlu bir son” ile noktayı koymaya çalışırken, kolonizasyon iddiasının, ki bu noktada bu düşüncenin özellikle bugüne bakınca daha güçlü olduğunu iddia etmemek zor, Kıbrıslı Türkleri, fark etmeden, özne değil nesneleştiren bir düşünce akımının devamını sağladığını söylemek mümkün.
Siyasetin Ekolojisi: İstanbul’un 84 Günlük Mekânsal Deneyi
8 Aralık 2025 Pazartesi
İstatistik merakım ve coğrafi bilgi sistemlerine duyduğum ilgi, yıllardır biyocoğrafyayı anlamak için kullandığım araçların siyaseti de açıklayabildiğini fark ettiriyor. Türlerin yayılışını, habitat sınırlarını, komşu bölgeler arasındaki etkileşimleri nasıl haritalandırıyorsam, benzer desenler seçim haritalarında da beliriyor. Çünkü hem ekolojide hem siyasette şunu biliriz: Rastgele görünen şeylerin bile altında çoğu zaman belirli mekânsal örüntüler yatar. Değişim belirli bölgelerde başlar, komşu alanlara sıçrar, kümeler oluşturur ve zamanla kendine özgü bir yayılım örüntüsü ortaya çıkar; hiçbir önemli değişim gerçekten rastgele dağılmaz. İstanbul’un 2019 yılında 84 gün arayla yapılan iki seçimi, bu açıdan benzersiz bir “doğal deney” niteliği taşıyor ve istatistikle siyaseti ve aynı zamanda seçmenin maruz kaldığı çevresel baskıları görünür hale getiriyor.
Taha Parla İçin...
7 Aralık 2025 Pazar
Taha Bey’le hafızam beni yanıltmıyorsa 1991’de tanıştık. 12 Eylül’ün gadrine uğramış, değerli, çok birikimli bir hocanın Boğaziçi Üniversitesi’ne geri döneceğini öğrendiğimizde bazılarımız dersinin yolunu gözlemeye başlamıştı bile; altını çizmeli, salt kendisinin esas bölümü olan siyaset biliminin öğrencileri de değil. Sosyoloji, felsefe, psikoloji veya bu satırların yazarı gibi tarih birimlerinin mensupları... Standart, program dahilindeki dersi mükemmelen verdi Hoca, dün dahi otuz küsur yıl sonra o dersi, içeriğini hayranlıkla hatırlayan, bir kısmı zaman içinde kendisi doçent, profesör olmuş arkadaşlarım vardı. Ancak aralarında benim de olduğum kimileri için esas unutulmaz olan, normal ders bittikten sonraki zaman dilimi, kendisinin eleştirel perspektifini bizlerle paylaştığı, ağırlıklı olarak cumhuriyetin ilk dönemini, doğal olarak Kemalizm’i bilindik, çokça tekrarlanmış anlatının dışında bir pencereden gördüğü, tartışmaya açtığı saatlerdi.
Küreselleşme 2.0: Jeoekonomi, Ticaret Yolları ve Kürt Meselesi
6 Aralık 2025 Cumartesi
Yeğen’in değerlendirmesinden hareketle, Ortadoğu’nun güvenlik mimarisinde yaşanan dönüşümlerin bölge devletlerini jeopolitik hedeflerini yeniden gözden geçirmeye zorladığı söylenebilir. Devlet dışı aktörlerin mümkün olduğunca azaltıldığı bu yeni denklemde, İran ve Rusya’nın zayıflayan etkisinin yarattığı fırsatlar devletlerin iştahını kabartırken, tehditler ise endişelerini derinleştiriyor. Bu bağlamda, Yeğen’in de vurguladığı üzere, PKK’nin silahsızlanması ve Türkiye’deki mevcut çözüm arayışları da ortaya çıkan yeni statükonun bir yansıması olarak okunabilir. Fakat ben, bu jeopolitik dönüşümün bölgesel gelişmelerin yanı sıra küresel dinamiklerle birlikte ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Zira küreselleşen bir dünyada bölgesel ve küresel jeopolitik-jeoekonomik süreçleri birbirinden ayırmak artık pek mümkün değil.
Taha Parla’nın Ardından…
5 Aralık 2025 Cuma
Taha Parla’dan neden o kadar etkilenmiştik? Taha Hoca “değiştirmek için anlamak” dediğimiz akademik geleneğe veya düşünce geleneğine bağlı idi. Özellikle sosyal bilimler alanında bu geleneğin zayıflamasıyla ciddi bir çoraklaşmanın yaşandığını gözlüyorum. Elbette bu geleneğin de sorunları vardı ama akademiye ve öğrencilere enerji aşılaması çok önemliydi. Taha Hoca yaptığı işe çok önem verirdi. Düşünürleri, fikir insanlarını ve fikirleri ciddiye alırdı. Taha Hoca’yı sadece iki sözcükle tanımla deselerdi “ciddiyet ve tutarlılık” derdim.
Çöküş Rejimi mi? - Hal ve Gidiş (1)
4 Aralık 2025 Perşembe
Mayakovski’nin Marşımız şiiri “Sert adımlarla isyan meydanları inlesin, // Yükselsin onurlu başlar alay boyunca. // Bizler, taşkınıyla bu ikinci tufanın, // Temizleyeceğiz kentleri tüm dünyada,” şeklinde başlıyor. Hayat devam ediyor. Bizler işlerimizdeyiz, siyasi rehineler ve gazeteciler hapisteler. Bir uğultu var, riyakarlıktan bıkmış. Bir uğultu, gaddarlıktan, dalkavukluktan, hınç dolu kibirden usanmış. Bir uğultu var, yönsüz kalmış. Bu yönsüzlük, kendine bir ses, nefes arıyor. Sözcüklere dökülmek, berraklaşmak, bayraklaşmak istiyor. Öncü, unutulmuş sözcük. Uğultu, öncüyü çağırıyor. İki bölümlük bu yazının büyük ölçüde yine Birikim’de 23 Ağustos 2024 tarihinde yayınlanan “Değişim: CHP ve Türkiye” denemesinin hayli gecikmiş devamı olduğunu kayda geçirerek başlamalıyım. O yazıda vurguladığım kimi hususları ve elbette “gösterilen (toplumsal) reflekslerin zaman aralığı günümüz dünyasında çokça daraldı...
Ontolojik Bir Güven Problemi Olarak Kemal Kılıçdaroğlu’na Bakmak
2 Aralık 2025 Salı
Bu bakımdan meseleyi “aşk varken kör, bitince gören” ikiliğine indirmek hatalıdır. İnsan başta ötekini kendi arzusunun imgesine göre idealize etmiş; süreç ilerledikçe ise ideal ile gerçek arasındaki mesafeyi fark eder hale gelmiştir. Kimi ilişkiler bu mesafeyle yaşayabilir, kimileri o mesafeyi kaldıramadığı için çöker. Bu bakımdan aydınlığa çıkmak isteyenler için Kılıçdaroğlu’yla mesafe bir hayli açılmış gözüküyor. Öyle ki bir taraf karanlıkta kalmasına, karanlığa direnmesine; Kılıçdaroğlu ise arınmış bir aydınlanma içinde olduğunu iddia etmesine rağmen belli ki aynı sabahta buluşma şansı artık söz konusu değil. Peki, bu yitirilmiş bir şans mı?
Şimdi Gömleğin Yanlış İliklenen Düğmesini Düzeltme Zamanı
1 Aralık 2025 Pazartesi
Sonuç olarak; TBMM’de kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu geçmişteki politikaların toplumsal barış üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmayı, farklılıkları tanıyarak bir arada yaşama kültürünü güçlendirmeyi, demokratikleşme süreci içinde kimlik temelli taleplerin siyasal temsilini meşrulaştırmayı ve toplumsal uzlaşıyı güçlendirmeyi hedef olarak benimsemeli; devletin farklı kimliklerin eşit yurttaşlık içinde var olmasını sağlayan “düzenleyici güç” olarak görülmesini, çoğulculuğu ve kültürel tanınmayı toplumsal bütünleşmenin temeli olarak benimsemesini, diyalog-katılım ve hak temelli reformlarla demokratikleşmeyi öngörmelidir.
Kadın, Doğa ve Kıyamet: "Mother!"da Kriz Heterotopyası ve Ekofeminizm
30 Kasım 2025 Pazar
Eril tahakküm hem kadını hem de doğayı tekrar tüketerek anlatının yeniden başa dönmesini sağlar. Bu döngüsel anlatı yapısı kadının ve doğanın sömürülmesinin tarihsel, sistemsel ve yapısal bir kriz olduğunu gösterir. Mother! kadın ve doğanın üzerindeki eril tahakküm biçimlerini modern dünyanın ekolojik ve toplumsal cinsiyet krizleriyle harmanlayan, mekânsal kurgu aracılığıyla bu tahakküm biçimlerini açığa çıkaran hem görsel hem de kavramsal düzlemde yoğun ve katmanlı bir anlatı sunar. Aronofsky’nin bu filmi ekofeminist düşüncesinin temel ilkelerini sinemasal bir forma dönüştürür ve heterotopya kavramını sahneleme ve mekân kullanımıyla somutlaştırır. Bu bağlamda Mother! filmi izleyiciyi politik ve ontolojik bir sorgulamaya davet eder.
Anestezik Toplum Veya Yavaş Ölüm
28 Kasım 2025 Cuma
Özellikle Türkiye gibi mesleki, sosyal, sanatsal ve ekonomik alanlarda örgütlülüğün zayıf olduğu; birey olma ve özgürleşme mücadelesinin ise resmi ideoloji, gelenek ve baskın kültürel kalıplar tarafından sürekli bastırıldığı toplumlarda, siyasal alana müdahil olma ve olup bitene tepki verme gibi iktidar karşıtı reflekslerin giderek silindiğini gösteren pek çok işaret bulunuyor. 1980 sonrası örgütlü toplumun zayıflaması, neoliberal bireyselleşme, siyasal katılımın düşmesi, korku siyaseti, kültürel tahakküm ve özellikle son yılların epistemik şiddeti de bu tepkisizlik halinin nedenleri olarak değerlendirilebilir. Toplumdaki bu derin tepkisizliği, bu durumda anestezi altında hareketsiz duran bir bedenin duyarsızlığına benzetmek; dolayısıyla içinde bulunduğumuz durumu ‘Anestezik Toplum’ metaforuyla adlandırmak, abartılı bir teşhis sayılmasa gerek.
Çözüm Süreci, Demirtaş ve Zalim İyimserlik
27 Kasım 2025 Perşembe
Bugünlerde Türkiye’deki “zalim iyimserler” grubunun önemli bir kesimini süreç karşıtı insanlar oluşturuyor. Burada, sürece dair aklında cevaplanmamış sorular bulunanları, yöntemi beğenmeyenleri ya da ‘temkinli iyimserleri’ kastetmediğimi belirtmeliyim. Benim kastım, böyle bir sürecin denenmesine bütünüyle karşı çıkanlar. 40 seneden fazladır denenmişi tekrar tekrar deneyip; denenmemişi ise tekrar tekrar denemeyerek Kürt meselesini çözeceğine inananlar. Gerçi, bir çözüm tahayyülleri olduğu da şüpheli; daha çok eskimiş yöntemlerle bir “zafer” elde edeceklerine dair bir iyimserlik hali hakim bu kesimde. Bu grubun, son dönemdeki hedefi ise sürece dair farklı bir dil ve tutum geliştirmeye çalışan Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş.
Her Sözüyle Bir Yol Gösterici, Akın (Atauz): Hoşçakal!
26 Kasım 2025 Çarşamba
Yaşadığı kenti okuyan, doğayı savunan, toplumu düşünerek yaşayan ve bunları hep sessizce dile getiren bir insanı… Kentin hafızasını, doğanın haklarını, insanın birlikte ve eşitlikçi yaşamını savunan bir bilgeyi, Akın’ı kaybettik. Bizim (kapsamı çok geniş bir biz), hâlâ süren öğrenme sürecimizin 25-30 yılında emeği olan bir öğretmendi Akın. Sevmez “öğretme” kavramını, öğrencileri olduk diyeyim. Hepimizle kent politikalarını, şehircilik yaklaşımlarını; hem deneyim ve örneklerle, hem de sınıfsal, sosyal ve politik bir mesele olarak paylaşırdı her zaman. Sanırım; mimarlık eğitimi sırasında ve sonrasında, bitmeyen öğrenme, biriktirme, çoğalma süreçlerimizin hep ana karakterlerinden biri oldu.
Anayasa Mahkemesi'nin Parlamento Kararları Karşısındaki Zor Meşruiyet Sınavı
25 Kasım 2025 Salı
Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) gerçekleştirilen Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) üyelerinin seçimine ilişkin parlamento kararının anayasaya uygunluğunu denetlemekten kaçındığı kararı 10 Kasım 2025 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlandı. AYM’nin “kendi kendini kısıtlama” (judicial self-restraint) serüveninde yeni bir aşamayı daha kat ettiğini gösteren bu kararının sadece 6 sayfası çoğunluk görüşüne ayrılmışken geri kalan 39 sayfada 8 yargıç bu yeni içtihada karşı çekincelerini veya itirazlarını dile getirmekteydiler. Bu durum, altında 15 tam üyesinin imzası bulunan bir yüksek mahkeme kararı için tam anlamıyla bir fiyaskodan ibaret görülebilir, zira davada varılan sonuç –yetkisizlik!– 11 üyeyi tatmin etmişse de kararın gerekçesi salt çoğunluğu ikna edebilmekten uzaktı.
Fiilî OHAL ve İmralı
24 Kasım 2025 Pazartesi
Öcalan’ın CHP’yi sürece dahil etme ısrarı doğru ve gerçekçi bir ısrardı, kanımca. CHP’nin komisyonda yer alması da öyle. Doğru, çünkü Türkiye, üzerine çöken fiilî OHAL karanlığından çıkacak, olağanlaşma yönündeki umut ışığına doğru ilerleyecekse, bu ancak Kürt siyasal hareketi ile CHP’nin, otoriterlik ve demokrasi arasına gerilmiş ipte el ele, birbirlerini tökezletmeden, demokrasiye doğru birlikte yürümesiyle mümkün olacaktır.
Jonathan Swift’ten İroni Dersleri: Göreciliğin Bağnazlığı
24 Kasım 2025 Pazartesi
Donald Trump Amerikan devletini küçültmek istiyor, Savaş Bakanı Pete Hegseth ise üst düzey askerî yetkilileri küçültmek niyetinde. Subaylarına kilo vermeleri talimatını verdi; çünkü etrafta çok fazla şişman general, iri yarı albay ve devasa binbaşı dolaştığını söylüyor. Aynı durum Amerikan polisleri için de geçerli; sanki iri yarı olmak onları işe almak için yeterli bir kriter gibi görünüyor. Koşamamaları yüzünden, birçok şüphelinin sırtından vurulduğu söylenebilir. Britanya’da polislerin formda olmaları beklenir; erkek polislerin de belli bir boyun üzerinde olması gerekir. Benim bir amcam, kendisi pek de makbul bir insan sayılmazdı, polisliğe başvurmuş ama boyu bir iki santim kısa geldiği için reddedilmişti. Bu da kamuoyunu birkaç düzmece operasyon, uydurma delil ve sonradan konmuş esrar torbasından kurtarmış oldu. Polis teşkilatını reforme etmenin zorluğu, mesleğin doğasıyla cezbolan insan tipinden kaynaklanır. Diğer bir amcam ise öbüründen de kısaydı ve İkinci Dünya Savaşı sırasında denizaltılarda görev yaptı. Çocukken, denizaltıların daracık alanları yüzünden hep cücelerle doldurulduğunu sanırdım.
Güvene Tutunmak: Aidiyet, Etik ve Kurumsal Zafiyet Arasında Türkiye’de Akademi
23 Kasım 2025 Pazar
Türkiye’de yükseköğretim, son on yılda yalnızca kurumsal bir zayıflama değil, kültürel ve etik bir çözülme sürecinden geçiyor. OECD ve Eurostat verilerinin gösterdiği yapısal kriz –genç işsizliğindeki artış, bütçe payındaki düşüş, nitelik kaybı ve araştırma olanaklarının daralması– üniversitenin bir “aidiyet ve güven alanı” olarak da aşınmasına yol açıyor. Bu büyük tablonun içinde danışman-öğrenci ilişkisi, yükseköğretimdeki dönüşümün en görünür ve en kırılgan mikro alanı olarak öne çıkıyor; çünkü bu ilişki, kurum içindeki emek, güven ve etik sorumluluğun en doğrudan deneyimlendiği yerlerden biridir. Dolayısıyla bu metin, devasa bir yapısal sorunu tek bir örneğe indirgemeyi değil; makro düzeyde yaşanan bu erozyonun mikro düzeyde en çok nerede kırıldığını –güven, emek ve etik sorumluluk ekseninde– göstermeyi amaçlıyor.
Amsterdam'ın Cici Evleri: Küçük Güzel midir? Dar Ucuz mudur?
22 Kasım 2025 Cumartesi
Benzer şekilde, 17. ve 18. yüzyıllarda İngiltere ve Fransa'da uygulanan 'pencere vergisi' de mimaride iz bırakmıştı. Ev sahipleri fazla pencerelerini tuğlalarla ördürüp kapatarak vergiden kaçınıyorlardı. Günümüzde dahi bazı tarihi binaların cephelerinde, bu ekonomik kurnazlığın izi olarak, duvarla örülüp kapatılmış 'kör' pencereler görülebilir. Örneğin Asya'da Hanoi (Vietnam) şehrinde yüzyıllar önce uygulanan benzer bir cephe vergisi yüzünden, şehrin dükkân-evleri aşırı dar ve çok katlı inşa edilmeye başladı. "Tüp evler" denen bu yapıların bazıları yalnızca birkaç metre genişliğinde, fakat onlarca metre derinliğindedir. Benzer dar cepheli ev geleneğini Japonya'da Kyoto'nun tarihi machiya konutlarında da görürüz. Orada da tüccarlar, sokak üzerinde olabildiğince fazla dükkân elde edebilmek için arsalarını ince ve uzun bölerek evler yapmışlardı. Yani öncelikli sebep estetik kaygıların ötesinde yine ticari hayatın ve kıymetli arsaların dayatmasıydı.